Çini Mağazası

Tag-Archive for » seramik «

Salı, Ekim 20th, 2009 | Yazar: admin
Çini ve seramik sanatı. Orta Asya Türklerinden beri devam edip gelmektedir. Hunlar, Uygurlar. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk devletleri, çini ve seramik sanatını devam ettirmişlerdir. Bu sanat Selçuklular tarafından Anodolu’ya getirilmiştir. Çini, Selçuklulara kadar daha çok kitabelerde ve binalarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde ise, bu kullanım yerlerine ek olarak lahit kaplamalarında da kullanıldığı görülmüştür. Türk devletleri, birbirleriyle zaman zaman savaşmalarına, aralarındaki din ayrılığına, bölge ve üslûp farklılıklarına rağmen sanat anlayışlarında hep aynı geleneği devam ettirmişlerdir. Bunu Mengüçler, Selçuklular, Ertanoğuları, Germiyanoğuları, Karamanoğuları, ve Ramazanoğullarına alt mimari eserlerin süslemelerinde ve türbelerdeki lahit kaplamalarında kullanılan çinilerin teknik ve desen yönünden birlik ve benzerlikler göstermesi açıkça ortaya koymuştur.
Selçuklular devri çini ve seramikleri, çeşitli yönlerden bir kaç grupta incelenebilir. Teknik yönden desenler, kazma, oyma ve renkli boyamalar şeklinde işlenmiştir. Yapım yönünden ise, söz konusu çini ve seramiklerin bir kısmı saray çevrelerine ait atölyelerde, bir kısmı da halka ait atölyelerde yapılmışlardır.
Anadolu’da çini ve seramikçiliğin İlk önemli merkezi Konya olmuştur. Konya ve çevresindeki eserlerde Selçuklu devirlerine alt çeşitli örnekleri görmekteyiz. Beyşehir’deki Kububat (Kubad-ı Abad) Sarayı kazıları  sırasında, bilhassa sarayda kullanılan çini ve seramiklerin yapımı
için, çini fırınlarının kurulduğuna dair bulgular ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Akşehir müzesinde bulunan çini ve seramik fırınlarında kullanılan bir silindir tuğla, burada da çini imal edildiği fikrini ortaya koymaktadır. Çinili eserleri sayıca az olan Kayseri’de de Selçuklular devrinde çini ve seramik imal edildiği anlaşılmıştır. Ayrıca, Halûk ve Beyhan Karamağaralı, Ahlat kazılarında da çini ve seramik fırınları ile ilgili olarak parçalar bulmuştur. Geniş bir alana yayılan çini ve seramik imalinde, tarih farkının doğurduğu gelişmenin dışında, büyük yenilik ve stil ayrılıklarının bulunmadığı görülür. Bu durum Selçuklu çini ve seramik stilini ortaya koyması yanında, atölyelerin de bir veya iki ana merkezden yönetilmiş olabileceği fikrini teyit etmiştir. Özellikle Kubad-ı Abad, Antalya, Alanya ve Akşehir Saraylarında bulunan çinilerin teknik, desen, renk ve stil bakımından birbirlerinden zor ayırdedilebilecek kadar çok benzemektedirler. Bu benzerliklerden dolayı çini ve seramiklerin aynı atölyelerde veya gezici ustalar tarafından değişik atölyelerde yapılmış olabileceği düşüncesini ortaya koymaktadır.

Çini ve seramik sanatı. Orta Asya Türklerinden beri devam edip gelmektedir. Hunlar, Uygurlar. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk devletleri, çini ve seramik sanatını devam ettirmişlerdir. Bu sanat Selçuklular tarafından Anodolu’ya getirilmiştir. Çini, Selçuklulara kadar daha çok kitabelerde ve binalarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde ise, bu kullanım yerlerine ek olarak lahit kaplamalarında da kullanıldığı görülmüştür. Türk devletleri, birbirleriyle zaman zaman savaşmalarına, aralarındaki din ayrılığına, bölge ve üslûp farklılıklarına rağmen sanat anlayışlarında hep aynı geleneği devam ettirmişlerdir. Bunu Mengüçler, Selçuklular, Ertanoğuları, Germiyanoğuları, Karamanoğuları, ve Ramazanoğullarına alt mimari eserlerin süslemelerinde ve türbelerdeki lahit kaplamalarında kullanılan çinilerin teknik ve desen yönünden birlik ve benzerlikler göstermesi açıkça ortaya koymuştur.

Selçuklular devri çini ve seramikleri, çeşitli yönlerden bir kaç grupta incelenebilir. Teknik yönden desenler, kazma, oyma ve renkli boyamalar şeklinde işlenmiştir. Yapım yönünden ise, söz konusu çini ve seramiklerin bir kısmı saray çevrelerine ait atölyelerde, bir kısmı da halka ait atölyelerde yapılmışlardır. devamı…

Pazartesi, Eylül 14th, 2009 | Yazar: admin

Bursa’nın simgesi haline gelen Osmanlı Dönemi’ne ait bu önemli eser, 1419-1420’de Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bursa’nın Yeşil semtindeki Çelebi Sultan Mehmet Camisi olarak da bilinen eser; cami, türbe, medrese, imaret ve bunlara 1485 yılında eklenen hamamdan meydana gelmiştir. Yapı topluluğunun mimarı dönemin tanınmış kişilerinden Hacı İvaz Paşa’dır. Ayrıca nakkaşlığını İlyas Ali oğlu Ali, ahşap işlerini Tebrizli Ahmet oğlu Hacı Ali, çini işlerini de Mehmet Mecnun yapmıştır.

Güzel mimarisi ve özellikle çok güzel bir şekilde işlenmiş çinileriyle birlikte Osmanlı mimarisi ve süsleme sanatının o tarihteki ihtişamını gözler önüne sermektedir.

devamı…

Perşembe, Aralık 18th, 2008 | Yazar: admin

Çini kavanoz

Çini kavanozlar da en az vazolar kadar rağbet gören ürünlerdendir. Çini kavanozlar, şekil olarak sümbül vazolara benzer. Gerçi başka türleri de vardır ama özellikle 50cm üstündekiler bahsettiğim şekildedir. Ayrıca kapağı vardır. Bunun yanında küre şeklinde kavanoz türleri de oldukça sık karşılaşılan ürünlerdendir.

Kavanozlarda kullanılan tekniklerde de pek kısıtlama yoktur. Samur,haliç,mavi-beyaz,milenyum gibi birçok teknikle yapılmış kavanozlara rastlanabilir. Desen olarak ise Kütahya klasik, iznik,gravür gibi birçok desen türünde örnek görmek mümkün.

Çini kavanozların boyutları da esnektir. 10,15,20,25,30,40,50,70 hatta 90cm boyunda bile kavanozlar bulunabilir. Ama şunu da hatırlatmakta fayda var. 90cm bir kavanozun bisküvisinin yapımı yaklaşık 1 ay sürüyor. Daha sonra hummalı bir çizim ve boyama işlemi geliyor. Bu işlemlerden sonra fırına giren kavanozun, diğer büyük formlarda olduğu gibi çatlama riski çok yüksek. Eğer bu aşamada çatlarsa 2 aylık emek boşa gidiyor ve yeniden baştan başlanıyor. Hülasa bu çinicilik zor bir iş.

Çini kavanozların yapımı artık sizin de tahmin edebileceğiniz gibi çarkla yapılıyor. Bu sayede de farklı modeller karşımıza çıkabiliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi bu işlem oldukça sancılı geçiyor. devamı…

Cumartesi, Ekim 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini denince akla gelen ilk ürünlerden biri de vazodur. Bu sebeple vazo şekilleri, çini formları arasında önemli bir yer tutar.

Bazı çiniciler,vazo yapımında hammadde olarak çiniye çok yakın olan seramik türünü tercih eder. Ama seramik altyapı kullanıldığında,renkler çinide olduğu gibi canlı görünmez. Seramik altyapı kullanıldığında vazolarda kalıp tercih edilir. Ama çini vazolar genellikle çark usuluyle yapılır.

Çark ustalarının belki de en çok yaptığı ürünlerdir vazolar. Çarkın sağladığı esneklik sayesinde birçok vazo modeli ortaya çıkmıştır. Bazıları bütün çevrelerce rağbet görmüş, bazıları da sadece belli vitrinlerde yer bulmuştur. devamı…

Çarşamba, Ağustos 27th, 2008 | Yazar: admin

Samur çiniler, gerçek bir sanat eseri sayılabilir. İşlenen desenler, çok ince ve özenle çalışılır.
Samur tekniğinde beyaz bisküvi kullanılır. Beyaz bisküvi üzerine desenler kalıp olarak çizilir.
Desenlerin ana çatısı bir kağıda çizilir. Daha sonra şekillerin çevresi belli aralıklarla toplu iğneyle delinir. Kömür yardımıyla bu kağıdın üstünden gidilince de şekil yaklaşık olarak bisküvinin üzerine çıkmış olur. Kurşun kalemle bu noktaların üstünden gidilerek şekiller ortaya çıkarılır. Daha sonra tahrir boyası yardımıyla şekiller görünür biçimde çizilir.
Aralardaki boşluklar gerekliyse küçük şekillerle doldurulur. Desen boyanarak sırçalamaya hazır hale gelir.
Sırça işlemi, çiniyi parlak göstermek, boyalarının kalıcılığını sağlamak için kullanılır. Sırçayı vernik gibi düşünebiliriz. Sırçalanan çini fırında 900-1000 derecede 9-10 saat kalarak hazır hale gelir. devamı…

Pazartesi, Ağustos 18th, 2008 | Yazar: admin

Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden birisi Kütahya’dır. Kütahya’nın sembolü haline gelen çinicilik, kökü Frigler’e kadar uzanan seramik sanatı ile birlikte gelişmesini sürdürmüştür. Asıl Selçuklu devrinden Germiyanoğulları devrine geçiş tarihinden itibaren başlamıştır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olmaktadır.

Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya’da tarih boyunca yaratılan eserlerdir. 14. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır. devamı…

Cuma, Ağustos 15th, 2008 | Yazar: admin

Günümüzde İznik’te Çinicilikte yaşanan en büyük eksiklik alt yapı konusundadır. İznik Çinisinin renkleri ve desenleri orijinal olarak kullanılmakta fakat birçok atölyede Kütahya alt yapısı kullanılmaktadır. Yapılan karolarda ise orijinal olmasa bile günümüz teknolojisi ile aslına en yakın alt yapı kullanılabilmektedir. İznik Çinisinin günümüzde yeniden doğmasına neden olan ilk adımlar İznik ve çevresinde yapılan kazılar sayesinde olmuştur. Bu kazılar, her ne kadar diğer milletler sahiplenmeye çalışsa da, bu sanatın İznik’te başladığını kanıtlamıştır. Kazılar neticesinde Prof.Dr. Oktay Asanapa tarafından Birinci Fırın Kazıları ve İkinci Fırın Kazıları olmak üzere iki yayın hazırlanmıştır. Bu kazılar kökeni Çatalhöyük’e kadar dayanan bu sanatın gelişmiş halinin İznik’te yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmaların sonrasında 1989 yılında İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi gerçekleştirilmiş, daha sonra TEB sponsorluğunda bir yayın hazırlanmıştır. Aynı yılın İznik Yılı ilan edilmesi ile birlikte İznik tümü ile yeniden gündeme gelmiştir. İşte bu sergi sonrasında sanatı geliştirmek, geleneği korumak, İznik ve çevresinin kültür ve sanat değerlerini tanıtmak, mevcut potansiyeli harekete geçirmek, geleneksel İznik Çini Sanatı ile ilgili var olan ve elde edilecek bilgileri bir sistem dahilinde eğitim ve öğretimle gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1993 yılında kurulan ve bir şahıs vakfı (Prof.Dr.Işıl Akbaygil) olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur. devamı…

Pazartesi, Ağustos 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılar’dan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşa ettikleri kervansaray, türbe, cami ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan döneme ait yapılardan örnek verilecek olursa;
I.İzzeddin Keykavus Türbesi
Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesi, kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır. 1220 yılında vefat eden 1. İzzettin Kaykavus’ un sandukasından başka hanedanına mensup on iki mezar 6 sandukası daha vardır. Türbe cephesi Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar mavi lacivert firuze ve beyaz renkleri ile şifaiyenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. devamı…

Pazartesi, Ağustos 11th, 2008 | Yazar: admin

Geleneksel Türk sanatlarından olan çini, genellikler mimari yapıların, cami, köşk, saray ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik türüdür. Bu çiniler ikiye ayrılır:
1- Duvar çinileri (kaşi)
2- Evani (Tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik türleri)
Çini ortaya koyduğu çok renkli geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği ve kalıcılığı ile Türk süsleme sanatının en önemli unsuru ve malzemesi olmuştur. Çini süslemenin önemi, 3 ana özelliği ile açıklanmaktadır: devamı…

Cumartesi, Ağustos 09th, 2008 | Yazar: admin

Çini içi ve dışı veya tek yüzü sırlı, sıraltı boyalarıyla dekore edilerek geleneksel motiflerle süslenişi seçili malzemeyle yapılmış olan, mimariye bağlı olarak gelişen bir sanat türüdür. Çiniden seçili malzemeler yapılmış olması, Selçuklu kaynaklarında çininin bir iksir olduğu şeklinde vurgulanmaktadır.

Çini kelimesinin ‘i’ ilgi harfiyle türetilmiş olması ilk bakışta çiniciliğin Çin’den geldiği kanısını uyandırmaktadır. Ancak çiniciliğin Türklere özgü bir sanat olduğu sanat tarihi uzmanlarınca kabul edilmektedir.

Çinicilik çok eski tarihlere, Asurlular zamanına kadar dayanan bir doğu sanatıdır. Antik çağda Mısır, Mezopotamya, İran ve Girit kültürlerinde mimari bezeme öğesi olarak çini kullanılmıştır. Mimaride M.Ö.3000 yılında, İslam mimarisinde ise 9.yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. devamı…

Çini

Alexa