Çini Mağazası

Tag-Archive for » sanat «

Çarşamba, Temmuz 01st, 2009 | Yazar: admin

Mimaride Çini Karatay MedresesiSultan İzzeddin Keykavus döneminde Konya emiri Celalettin Karatay tarafından (649, H.) 1251′de yaptırılmıştır. Dönemin en büyük medresesidir.Mimarı bilinmeyen medrese, Osmanlı döneminde de kullanılmış ve 1800lü yılların sonlarına doğru terk edilmiştir. Medrese Konya’nın Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarı’nda Aladdin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Karatay medresesi, yapıldıktan sonra uzun bir süre hadis, tefsir, matematik ve astronomi dallarında eğitim vermiştir. Medresenin mimarisi tek katlı ve kapalı medrese tarzındadır. devamı…

  • Share/Bookmark
Cumartesi, Ekim 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini denince akla gelen ilk ürünlerden biri de vazodur. Bu sebeple vazo şekilleri, çini formları arasında önemli bir yer tutar.

Bazı çiniciler,vazo yapımında hammadde olarak çiniye çok yakın olan seramik türünü tercih eder. Ama seramik altyapı kullanıldığında,renkler çinide olduğu gibi canlı görünmez. Seramik altyapı kullanıldığında vazolarda kalıp tercih edilir. Ama çini vazolar genellikle çark usuluyle yapılır.

Çark ustalarının belki de en çok yaptığı ürünlerdir vazolar. Çarkın sağladığı esneklik sayesinde birçok vazo modeli ortaya çıkmıştır. Bazıları bütün çevrelerce rağbet görmüş, bazıları da sadece belli vitrinlerde yer bulmuştur. devamı…

  • Share/Bookmark
Perşembe, Ekim 09th, 2008 | Yazar: admin

Çini ürünler denilince ilk akla gelenler, duvara asılan veya masada duran tabaklar ve vazolardır. Tabaklar çok rağbet gördüğü için en çok çalışılan ürünlerdir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi bir formda seri üretime geçilirse, bunu kalıpla yapmak daha mantıklı ve ucuz olur. Tabaklarda da bu durum gözlenebilmektedir. Şu an çarkla tabak yapan usta yoktur. Zaten maliyetiyle başa çıkabilmesi de mümkün değildir. Çünkü çarkta böyle bir işin yapılması durumunda yaklaşık 4-5 ytl fiyat verilir. Ama kalıp tabakların bisküvilerinin satış fiyatı 90 YKr ye kadar düşmüştür. Bu şartlar altında da çarkın kalıpla yarışabilmesi mümkün değildir. devamı…

  • Share/Bookmark
Çarşamba, Ekim 08th, 2008 | Yazar: admin

Sonraki birkaç yazımızda, tarihte var olan veya günümüzde kullanılan çini formlarını, yani çini eserlerin ve ürünlerin şekillerini inceliyeceğiz.

Çinici yaklaşımıyla baktığımızda ürünler en genel şekliyle dik ve yatay olmak üzere 2 gruba ayrılabilir. Adından da anlaşılabildiği gibi yatay ürünler dediğimizde tabak, küllük, saat, pano, karo gibi ürünler akla gelirken, dik ürünlerde vazo, şamdan gibi ürünler örnek gösterilebilir.

Bu ayrımın sebebi de çok genel bir kullanım olmamakla birlikte, çini fırınında kapladığı alandır. Örneğin 20 cm yüksekliğindeki bir gözyaşı vazoyu koyabileceğimiz yere, 4 tane tabağı kolaylıkla sığdırabiliriz. Çinilerin fırınlama fiyatlarına baktığımızda da yüksekliği fazla olan ürünlerin fırınlama fiyatının bir tabağın 3-4 katı olduğunu görürüz. devamı…

  • Share/Bookmark
Pazartesi, Eylül 01st, 2008 | Yazar: admin

Haliç çiniler samur çinilere benzer. Ama samur çiniler, beyaz zemin üzerine işlenirken, haliç çiniler, mavi renkte küçük desenlerin üzerine yapılır.
Çalışmadaki desenin yoğunluğuna göre zeminden veya üzerindeki şekilden çizime başlanır. Arka plandaki küçük desenler mavi tahrir boyasıyla yapılır.
Haliç çalışmalar, özellikle büyük formlarda çok dikkat çekmekte ve sanat yönü oldukça ağır basmaktadır. Örneğin 90 cm yüksekliğindeki bir vazonun bütün yüzeyinin desenle kaplı olduğunu düşünün. Seri üretimde bile en az bir aylık bir çalışma. devamı…

  • Share/Bookmark
Çarşamba, Ağustos 27th, 2008 | Yazar: admin

Samur çiniler, gerçek bir sanat eseri sayılabilir. İşlenen desenler, çok ince ve özenle çalışılır.
Samur tekniğinde beyaz bisküvi kullanılır. Beyaz bisküvi üzerine desenler kalıp olarak çizilir.
Desenlerin ana çatısı bir kağıda çizilir. Daha sonra şekillerin çevresi belli aralıklarla toplu iğneyle delinir. Kömür yardımıyla bu kağıdın üstünden gidilince de şekil yaklaşık olarak bisküvinin üzerine çıkmış olur. Kurşun kalemle bu noktaların üstünden gidilerek şekiller ortaya çıkarılır. Daha sonra tahrir boyası yardımıyla şekiller görünür biçimde çizilir.
Aralardaki boşluklar gerekliyse küçük şekillerle doldurulur. Desen boyanarak sırçalamaya hazır hale gelir.
Sırça işlemi, çiniyi parlak göstermek, boyalarının kalıcılığını sağlamak için kullanılır. Sırçayı vernik gibi düşünebiliriz. Sırçalanan çini fırında 900-1000 derecede 9-10 saat kalarak hazır hale gelir. devamı…

  • Share/Bookmark
Perşembe, Ağustos 21st, 2008 | Yazar: admin

Kabartmalardan biraz daha ince işçiliğe sahip olan çini tekniğidir. Milenyum tekniğinde, degrade bir arkaplan üstüne istenen şekiller tahrir boyasıyla çizilir. Bu boyayı bir çeşit mürekkep gibi de düşünebiliriz. Daha sonra bu çizimlerin içi boyanarak istenen şekil elde edilir. Milenyum çalışmalardaki şekiller daha sonra anlatacağımız samur tekniğindekilere göre daha basit görünür. Bunu resim ve minyatür arasındaki farka benzetebiliriz. devamı…

  • Share/Bookmark
Pazartesi, Ağustos 18th, 2008 | Yazar: admin

Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden birisi Kütahya’dır. Kütahya’nın sembolü haline gelen çinicilik, kökü Frigler’e kadar uzanan seramik sanatı ile birlikte gelişmesini sürdürmüştür. Asıl Selçuklu devrinden Germiyanoğulları devrine geçiş tarihinden itibaren başlamıştır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olmaktadır.

Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya’da tarih boyunca yaratılan eserlerdir. 14. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır. devamı…

  • Share/Bookmark
Cuma, Ağustos 15th, 2008 | Yazar: admin

Günümüzde İznik’te Çinicilikte yaşanan en büyük eksiklik alt yapı konusundadır. İznik Çinisinin renkleri ve desenleri orijinal olarak kullanılmakta fakat birçok atölyede Kütahya alt yapısı kullanılmaktadır. Yapılan karolarda ise orijinal olmasa bile günümüz teknolojisi ile aslına en yakın alt yapı kullanılabilmektedir. İznik Çinisinin günümüzde yeniden doğmasına neden olan ilk adımlar İznik ve çevresinde yapılan kazılar sayesinde olmuştur. Bu kazılar, her ne kadar diğer milletler sahiplenmeye çalışsa da, bu sanatın İznik’te başladığını kanıtlamıştır. Kazılar neticesinde Prof.Dr. Oktay Asanapa tarafından Birinci Fırın Kazıları ve İkinci Fırın Kazıları olmak üzere iki yayın hazırlanmıştır. Bu kazılar kökeni Çatalhöyük’e kadar dayanan bu sanatın gelişmiş halinin İznik’te yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmaların sonrasında 1989 yılında İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi gerçekleştirilmiş, daha sonra TEB sponsorluğunda bir yayın hazırlanmıştır. Aynı yılın İznik Yılı ilan edilmesi ile birlikte İznik tümü ile yeniden gündeme gelmiştir. İşte bu sergi sonrasında sanatı geliştirmek, geleneği korumak, İznik ve çevresinin kültür ve sanat değerlerini tanıtmak, mevcut potansiyeli harekete geçirmek, geleneksel İznik Çini Sanatı ile ilgili var olan ve elde edilecek bilgileri bir sistem dahilinde eğitim ve öğretimle gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1993 yılında kurulan ve bir şahıs vakfı (Prof.Dr.Işıl Akbaygil) olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur. devamı…

  • Share/Bookmark
Pazartesi, Ağustos 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılar’dan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşa ettikleri kervansaray, türbe, cami ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan döneme ait yapılardan örnek verilecek olursa;
I.İzzeddin Keykavus Türbesi
Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesi, kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır. 1220 yılında vefat eden 1. İzzettin Kaykavus’ un sandukasından başka hanedanına mensup on iki mezar 6 sandukası daha vardır. Türbe cephesi Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar mavi lacivert firuze ve beyaz renkleri ile şifaiyenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. devamı…

  • Share/Bookmark

Çini

Alexa