Çini Mağazası

Tag-Archive for » iznik «

Salı, Haziran 15th, 2010 | Yazar: admin

Gülbenkyan Müzesi, Lizbon şehrinin hareketli yaşamının ortasında doğa güzelliklerinin bütünleştiği büyük ve sakin bir parkın içine kuruludur. Bu parkın içinde Gülbenkyan Müzesi’nin dışmda vakfın bulunduğu bir idari ana bina ve modern sanat eserlerinin bulunduğu ayrı bir müze bulunmaktadır.

Döneminin en ileri teknolojik imkânlarıyla kurulan müzenin içinde devamlı galerilerin bulunduğu giriş katı yer alır. Burada Mısır Sanatı, Yunan, Roma Sanatı, Mezopotamya, Uzak doğu, Avrupa Sanatı (resim sanatı ağırlıklı) ve islâm sanatına ait eserler bulunmaktadır.  Ayrıca müze için önemli bir yer taşıyan, o dönemde Gülbenkyan’ın yakın arkadaşı ünlü tasarıma René Lalique’e ait çok değerli bir mücevher koleksiyonu da yer almaktadır. Sanat severler müzeyi gezerken galerilerin bir çoğundaki pencerelerden aynı anda bahçeyi de algılayabildiklerinden eserleri alışılagelmişin dışında oluşturulmuş hoş bir atmosferde izleme imkânına ulaşırlar.

Galerinin altındaki katta, bir kütüphane, müzenin idari işlerinden sorumlu bölüm, fotoğraf stüdyosu, restorasyon merkezi geçici sergiler için düşünülmüş oldukça büyük bir galeri küçük bir konferans salonu, halka ve çalışanlara acık bir kafeterya bulunmaktadır. Zemin kat ise soğutma alanları, dezenfeksiyon alanları, depolar ve restorasyon çalışmaları için ayrılmıştır. devamı…

Kategori: iznik çinileri, çini tarihi  | Etiketler: , ,  | 1 Yorum
Cuma, Kasım 06th, 2009 | Yazar: admin

XVIII. yüzyılın başında İznik çini ve seramik atölyelerinin faaliyeti tamamen durmuştu. Bunun üzerine istanbul’un çini ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla III. Ahmet zamanında, Damat İbrahim Paşa çini ve seramik sanatını yeniden canlandırmaya başlamıştır. 1725-1730 yıllarında Tekfur ve Beykoz Saraylarında çini ve seramik atölyeleri kurdurmuştur. Bu atölyelerde çalıştırılmak üzere İznik’ten ustalar getirilmiştir. Bu dönemde yapılan çiniler geçmişte yapılan çinilere oranla daha kalitesizdir. Boyaları akmıştır. Zeminler kirlidir. Çinilerde çivit mavisi, kiremit kırmızısı, sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Lale, çiçek ve bulut desenleri işlenmiştir. Bu çiniler, 1734 yılında yapılmış olan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde kullanılmıştır. Atölyeler bir süre sonra faaliyetlerini durdurmuşlardır. Bunun üzerine İstanbul’a ihtiyaç duyulan çiniler için 1719 yılında III. Ahmet Kütüphanesi yapıldığı zaman Boğaz içindeki Kara Mustafa Yalısından, 1733 tarihinde de Edirne Sarayından sökülüp getirilmiştir. Buna ilaveten, Viyana ve İtalya’dan da çiniler getirilerek ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır.

Kütahya’daki çini ve seramik atölyeleri, İznik atlyelerinin faaliyetlerinin durmasıyla yeni bir hız kazanmıştır. Kütahya çini ve seramik ustaları sert ve beyaz hamura sıraltı tekniğini uygulamışlardır. Değişik üslûpla serbest fırça kulanarak orjinal eserler meydana getirmişlerdir. Bu dönemde Kütahya’da yapılan çini ve seramiklere fincan, kâse, hokka, matara, ibrik, kandil, sürahi ve tabak gibi mamuller örnek olarak gösterilebilir. Bu mamuller, klasik çini ve seramiklerden kısmen ayrılarak mahalli bir sanat karakteri taşır. devamı…

Salı, Ekim 27th, 2009 | Yazar: admin

XVI. yüzyılın ilk yarısında, bilhassa İstanbul’da kulanılan sırlı ve renkli çiniler, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’den getirttiği çini ustaları tarafından yapılmıştır. 1525 tarihinde tanzim olunan Saray Ehli Hirefi listesinde, Tebriz’li Halip adlı bir çini ustasından (Kâşiciden) bahsetmesi çini ustalarının İstanbul’a yerleştirildiği fikrini ortaya koymuştur.
İznik çini ve seramik ustaları bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardı. Bir sipariş alındığı zaman ustabaşı (kâşicibaşı) ustalarını toplayarak iş bölümü yaparlardı. Bu sayede siparişlerin zamanında yetişmesi sağlanırdı. Böyle bir örgütlü çalışma, imalatta kulanılacak boya ve diğer hammadde gibi ihtiyaçların ustabaşı tarafından tedarik edildiği fikrini uyandırmaktadır.

Bu devirde iznik’te 250 adet çini ve seramik atölyesinin, saraydan gelen siparişler için çalıştığı, arşivde bulunan kayıtlardan anlaşılmıştır. “Tahsin Bey’in Topkapı Sarayında bulunduğu sanat işçileri ile ilgili 1536 dan kalma bir vesikada; 41′i ressam ve dekoratör olan 580 işçiden bahsedilmektedir. Bu ressam ve dekoratörler, yeni çeşit çinilerin taslaklarını çizerlemiş”. 1570 tarihli bir fermanda da çinilerin İznik’e gönderilen örneklere göre yapılması emredilmektedir. Mimar Sinan yönetiminde 50 kadar nakışçı (nakkaş) bulunuyordu. Bunlar desen ve motifleri çizerlerdi. Ayrıca 12 kişilik de çini ustası ekibi bulunuyordu. Bu çini ustaları da desenleri belirlerdi. Tesbit edilen esaslar dahilinde çiniler iznik ve Kütahya’da bulunan atölyelerde hazırlanıyordu. Ancak, atelyeler tarafından önce numuneler hazırlanır, sarayda bu numunelerin uygun görülmesi halinde imalata geçirildi. İznik’in istanbul’a yakın olması bir yandan etkin denetimi kolaylaştırırken, diğer yandan da ulaşım kolaylığı sağlıyordu. Kütahya ise bu yönden ikinci planda kalıyordu. devamı…

Pazar, Ekim 25th, 2009 | Yazar: admin

Osmanlı devrinde başkentin Bursa’ya geçmesiyle, Konya, çini ve seramik üretim merkezi olmaktan çıkarak yerine İznik’e bırakmıştır. İznik çini ve seramikleri, bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardır. Bu teşkilatın idaresi, “Kâşici Başı” denilen bir ustabaşı tarafından yürütülerek, sipariş alınınca ustabaşı gerekli işbölümünü yapıp işin zamanında tamamlanmasını sağlarmış. XV. yüzyıldan itibaren İznik ana merkez olarak dikkati çekmiştir. İznik çini ve seramikçiliğinde ilk önemli aşama, 1420 yılında yapımı tamamlanan Bursa Yeşil Camii külliyesinin çini kaplamalarında görülür. Burada kullanılan çinilerde, çok eski bir tekniğin uygulanmasıyla “Rumi” stil, “Hatai” sitile dönüşmüştür. Kullanılan kırmızı gözenekli hamurların, iri beyaz taneli kabaca öğütülmüş kuvars ve demir oksitli bağlama kili ile yapılmış olduğu anlaşılır. Edirne’deki mimari eserlerde kullanılan çinilerin hamurları, açık ve boz renkli oluşları, İznik çini ve seramik atelyelerinde demir oksitli bağlama kilinin kullanılma süresinin çok kısa olduğunu ortaya koymuştur.

Osmanlı çini ve seramik sanatı, İstanbul’un fethinden önce genellikle XIII ve XIV. yüzyıl geleneğini devam ettirmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramikçiliğinin ilk devresinde çini mozaik şeklinde görülen tek renkli mavi ve firuze renkli çiniler, bir çok ana özelliğin ortadan kaybolmasıyla sona ermiştir. Ayrıca, gelişmiş bir sıraltı tekniği ile de, Doğu çini ve seramik geleneğini uygulamadan uzaklaştırmıştır. devamı…

Cuma, Ekim 23rd, 2009 | Yazar: admin

XIV. yüzyılda Konya, bir süre daha çini ve seramikçilik merkezi olmaya devam etmiştir. Ancak, genel olarak bir duraklama görülür. Bu duraklama, daha önceki gelişmeleri ve faaliyeti süren İran çini ve seramik merkezlerini gölgede bırakan yeni bir çini ve seramik sanatının gelişmesini hazırlamıştır. Bu gelişme, Osmanlı devri çini ve seramikçiliğinin başlangıcı olmuştur.

XIV. yüzyıl ortalarına doğru mimariye paralel olarak çini ve seramik sanatında da zengin Osmanlı sanat anlayışının geliştiği görülür. Bu dönemde, İznik ve Kütahya’da yeni çini ve seramik atölyeleri kurulmuştur. Böylece, Selçuklular döneminin çini ve seramik yapım merkezi olan Konya önemini tamamen kaybetmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramik ustaları, Selçuklu geleneğini yeni renkler geliştirerek devam ettirmişlerdir. Bunun yanında, teknik yönden de bazı gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeyi bilhassa İznik’teki atölyelerde imal edilen çini ve seramiklerin hamur ve sırları ile bunların yapısındaki silisti hamurun sırça ile bağlanması ve kaynaşmasında görmekteyiz. Böylece, yeni bir sanat anlayışının eseri olan Yeşil Türbe‘nin duvar çinileri, uzun yıllardır aşırı sıcak ve soğuğa karşı dayanıklılığıyla sağlamlığını ispat etmiştir. devamı…

Perşembe, Aralık 18th, 2008 | Yazar: admin

Çini kavanoz

Çini kavanozlar da en az vazolar kadar rağbet gören ürünlerdendir. Çini kavanozlar, şekil olarak sümbül vazolara benzer. Gerçi başka türleri de vardır ama özellikle 50cm üstündekiler bahsettiğim şekildedir. Ayrıca kapağı vardır. Bunun yanında küre şeklinde kavanoz türleri de oldukça sık karşılaşılan ürünlerdendir.

Kavanozlarda kullanılan tekniklerde de pek kısıtlama yoktur. Samur,haliç,mavi-beyaz,milenyum gibi birçok teknikle yapılmış kavanozlara rastlanabilir. Desen olarak ise Kütahya klasik, iznik,gravür gibi birçok desen türünde örnek görmek mümkün.

Çini kavanozların boyutları da esnektir. 10,15,20,25,30,40,50,70 hatta 90cm boyunda bile kavanozlar bulunabilir. Ama şunu da hatırlatmakta fayda var. 90cm bir kavanozun bisküvisinin yapımı yaklaşık 1 ay sürüyor. Daha sonra hummalı bir çizim ve boyama işlemi geliyor. Bu işlemlerden sonra fırına giren kavanozun, diğer büyük formlarda olduğu gibi çatlama riski çok yüksek. Eğer bu aşamada çatlarsa 2 aylık emek boşa gidiyor ve yeniden baştan başlanıyor. Hülasa bu çinicilik zor bir iş.

Çini kavanozların yapımı artık sizin de tahmin edebileceğiniz gibi çarkla yapılıyor. Bu sayede de farklı modeller karşımıza çıkabiliyor. Yukarıda da belirttiğim gibi bu işlem oldukça sancılı geçiyor. devamı…

Salı, Ekim 28th, 2008 | Yazar: admin

Saf beyaz astarları, sert sırları ve sıratlı tekniğindeki bezemeleri ile başarılması çok güç bir çalışmanın sonucu elde edilmektedir.  Dona dayanıklıdır (TS-EN 2002)
Parlak sır tabakası nedeniyle yüzeyinde su tutmaz, bakteri ve küf oluşumunu engeller. Böylece dış cephelerde ve ıslak hacimlerde uzun yıllar boyu rahatlıkla kullanılabilir.
Sır tabakasının parlaklığı ışığı bir miktar emerek sır altındaki renklerin canlı ev parlak görünmesini ve ışığın doğru yansımasını sağlar. Bu sayede mekanları olduğundan daha geniş ve ferah gösterir.
Hamur-astar- sır karşımı olarak %75-85 oranında kuars-kuarsit içerir. Mücevher yapımında da kullanılan bu yarı değerli taş oldukça güç işlenebilme özelliğine sahiptir.
İznik çinilerinde temel renk olarak açık beyaz ve arka planda kullanılarak yapılmış ve kendine has bir teknik ile oluşturulmuştur.
İznik çinilerinin yüzde 70-80’i kuvars ve kuvarsitten yapılmıştır. Bir araya getirilmesi güç olan üç farklı kuvarsın ve sırrın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur. Bu karışım 900 derecelik bir ısıda bir araya getirilmektedir. devamı…

Kategori: iznik çinileri, çini  | Etiketler: , , ,  | Yorum yaz
Çarşamba, Ağustos 27th, 2008 | Yazar: admin

Samur çiniler, gerçek bir sanat eseri sayılabilir. İşlenen desenler, çok ince ve özenle çalışılır.
Samur tekniğinde beyaz bisküvi kullanılır. Beyaz bisküvi üzerine desenler kalıp olarak çizilir.
Desenlerin ana çatısı bir kağıda çizilir. Daha sonra şekillerin çevresi belli aralıklarla toplu iğneyle delinir. Kömür yardımıyla bu kağıdın üstünden gidilince de şekil yaklaşık olarak bisküvinin üzerine çıkmış olur. Kurşun kalemle bu noktaların üstünden gidilerek şekiller ortaya çıkarılır. Daha sonra tahrir boyası yardımıyla şekiller görünür biçimde çizilir.
Aralardaki boşluklar gerekliyse küçük şekillerle doldurulur. Desen boyanarak sırçalamaya hazır hale gelir.
Sırça işlemi, çiniyi parlak göstermek, boyalarının kalıcılığını sağlamak için kullanılır. Sırçayı vernik gibi düşünebiliriz. Sırçalanan çini fırında 900-1000 derecede 9-10 saat kalarak hazır hale gelir. devamı…

Cuma, Ağustos 15th, 2008 | Yazar: admin

Günümüzde İznik’te Çinicilikte yaşanan en büyük eksiklik alt yapı konusundadır. İznik Çinisinin renkleri ve desenleri orijinal olarak kullanılmakta fakat birçok atölyede Kütahya alt yapısı kullanılmaktadır. Yapılan karolarda ise orijinal olmasa bile günümüz teknolojisi ile aslına en yakın alt yapı kullanılabilmektedir. İznik Çinisinin günümüzde yeniden doğmasına neden olan ilk adımlar İznik ve çevresinde yapılan kazılar sayesinde olmuştur. Bu kazılar, her ne kadar diğer milletler sahiplenmeye çalışsa da, bu sanatın İznik’te başladığını kanıtlamıştır. Kazılar neticesinde Prof.Dr. Oktay Asanapa tarafından Birinci Fırın Kazıları ve İkinci Fırın Kazıları olmak üzere iki yayın hazırlanmıştır. Bu kazılar kökeni Çatalhöyük’e kadar dayanan bu sanatın gelişmiş halinin İznik’te yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmaların sonrasında 1989 yılında İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi gerçekleştirilmiş, daha sonra TEB sponsorluğunda bir yayın hazırlanmıştır. Aynı yılın İznik Yılı ilan edilmesi ile birlikte İznik tümü ile yeniden gündeme gelmiştir. İşte bu sergi sonrasında sanatı geliştirmek, geleneği korumak, İznik ve çevresinin kültür ve sanat değerlerini tanıtmak, mevcut potansiyeli harekete geçirmek, geleneksel İznik Çini Sanatı ile ilgili var olan ve elde edilecek bilgileri bir sistem dahilinde eğitim ve öğretimle gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1993 yılında kurulan ve bir şahıs vakfı (Prof.Dr.Işıl Akbaygil) olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur. devamı…

Çini

Alexa