Çini Mağazası

Tag-Archive for » çini mimari «

Salı, Ekim 27th, 2009 | Yazar: admin

XVI. yüzyılın ilk yarısında, bilhassa İstanbul’da kulanılan sırlı ve renkli çiniler, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’den getirttiği çini ustaları tarafından yapılmıştır. 1525 tarihinde tanzim olunan Saray Ehli Hirefi listesinde, Tebriz’li Halip adlı bir çini ustasından (Kâşiciden) bahsetmesi çini ustalarının İstanbul’a yerleştirildiği fikrini ortaya koymuştur.
İznik çini ve seramik ustaları bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardı. Bir sipariş alındığı zaman ustabaşı (kâşicibaşı) ustalarını toplayarak iş bölümü yaparlardı. Bu sayede siparişlerin zamanında yetişmesi sağlanırdı. Böyle bir örgütlü çalışma, imalatta kulanılacak boya ve diğer hammadde gibi ihtiyaçların ustabaşı tarafından tedarik edildiği fikrini uyandırmaktadır.

Bu devirde iznik’te 250 adet çini ve seramik atölyesinin, saraydan gelen siparişler için çalıştığı, arşivde bulunan kayıtlardan anlaşılmıştır. “Tahsin Bey’in Topkapı Sarayında bulunduğu sanat işçileri ile ilgili 1536 dan kalma bir vesikada; 41′i ressam ve dekoratör olan 580 işçiden bahsedilmektedir. Bu ressam ve dekoratörler, yeni çeşit çinilerin taslaklarını çizerlemiş”. 1570 tarihli bir fermanda da çinilerin İznik’e gönderilen örneklere göre yapılması emredilmektedir. Mimar Sinan yönetiminde 50 kadar nakışçı (nakkaş) bulunuyordu. Bunlar desen ve motifleri çizerlerdi. Ayrıca 12 kişilik de çini ustası ekibi bulunuyordu. Bu çini ustaları da desenleri belirlerdi. Tesbit edilen esaslar dahilinde çiniler iznik ve Kütahya’da bulunan atölyelerde hazırlanıyordu. Ancak, atelyeler tarafından önce numuneler hazırlanır, sarayda bu numunelerin uygun görülmesi halinde imalata geçirildi. İznik’in istanbul’a yakın olması bir yandan etkin denetimi kolaylaştırırken, diğer yandan da ulaşım kolaylığı sağlıyordu. Kütahya ise bu yönden ikinci planda kalıyordu. devamı…

Pazar, Ekim 25th, 2009 | Yazar: admin

Osmanlı devrinde başkentin Bursa’ya geçmesiyle, Konya, çini ve seramik üretim merkezi olmaktan çıkarak yerine İznik’e bırakmıştır. İznik çini ve seramikleri, bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardır. Bu teşkilatın idaresi, “Kâşici Başı” denilen bir ustabaşı tarafından yürütülerek, sipariş alınınca ustabaşı gerekli işbölümünü yapıp işin zamanında tamamlanmasını sağlarmış. XV. yüzyıldan itibaren İznik ana merkez olarak dikkati çekmiştir. İznik çini ve seramikçiliğinde ilk önemli aşama, 1420 yılında yapımı tamamlanan Bursa Yeşil Camii külliyesinin çini kaplamalarında görülür. Burada kullanılan çinilerde, çok eski bir tekniğin uygulanmasıyla “Rumi” stil, “Hatai” sitile dönüşmüştür. Kullanılan kırmızı gözenekli hamurların, iri beyaz taneli kabaca öğütülmüş kuvars ve demir oksitli bağlama kili ile yapılmış olduğu anlaşılır. Edirne’deki mimari eserlerde kullanılan çinilerin hamurları, açık ve boz renkli oluşları, İznik çini ve seramik atelyelerinde demir oksitli bağlama kilinin kullanılma süresinin çok kısa olduğunu ortaya koymuştur.

Osmanlı çini ve seramik sanatı, İstanbul’un fethinden önce genellikle XIII ve XIV. yüzyıl geleneğini devam ettirmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramikçiliğinin ilk devresinde çini mozaik şeklinde görülen tek renkli mavi ve firuze renkli çiniler, bir çok ana özelliğin ortadan kaybolmasıyla sona ermiştir. Ayrıca, gelişmiş bir sıraltı tekniği ile de, Doğu çini ve seramik geleneğini uygulamadan uzaklaştırmıştır. devamı…

Cuma, Ekim 23rd, 2009 | Yazar: admin

XIV. yüzyılda Konya, bir süre daha çini ve seramikçilik merkezi olmaya devam etmiştir. Ancak, genel olarak bir duraklama görülür. Bu duraklama, daha önceki gelişmeleri ve faaliyeti süren İran çini ve seramik merkezlerini gölgede bırakan yeni bir çini ve seramik sanatının gelişmesini hazırlamıştır. Bu gelişme, Osmanlı devri çini ve seramikçiliğinin başlangıcı olmuştur.

XIV. yüzyıl ortalarına doğru mimariye paralel olarak çini ve seramik sanatında da zengin Osmanlı sanat anlayışının geliştiği görülür. Bu dönemde, İznik ve Kütahya’da yeni çini ve seramik atölyeleri kurulmuştur. Böylece, Selçuklular döneminin çini ve seramik yapım merkezi olan Konya önemini tamamen kaybetmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramik ustaları, Selçuklu geleneğini yeni renkler geliştirerek devam ettirmişlerdir. Bunun yanında, teknik yönden de bazı gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeyi bilhassa İznik’teki atölyelerde imal edilen çini ve seramiklerin hamur ve sırları ile bunların yapısındaki silisti hamurun sırça ile bağlanması ve kaynaşmasında görmekteyiz. Böylece, yeni bir sanat anlayışının eseri olan Yeşil Türbe‘nin duvar çinileri, uzun yıllardır aşırı sıcak ve soğuğa karşı dayanıklılığıyla sağlamlığını ispat etmiştir. devamı…

Çarşamba, Ekim 21st, 2009 | Yazar: admin

XIII. yüzyılda, Anadoluda çini ve seramik sanatında büyük bir gelişme görülür. Bu gelişmede, büyük ihtimalle moğol akınları sebebiyle İran’dan kaçan çini ve seramik ustalarının etkisi olduğu düşünülebilir. Bu ustalar, Anadolu’ya gelerek çini ve seramik sanatında yeni bir hamlenin başlamasına yardımcı olmuşlardır. Aynı dönemde İran’da İse Moğol akınlarından dolayı çini ve seramik sanatında bir durgunluk dönemine girilmiştir. XIII. yüzyıl boyunca çini, mozaik veya tek renkli levhalar halinde kullanılmıştır. Ancak, çini mozaik hakimdir. Daha çok Konya ve çevresindeki çini ve seramik atölyelerinde imal edildiği sanılan bu çinileri, bilhassa Konya’daki eserlerde görmek mümkündür. Örneğin, II. Kihcaslan Sarayının süslenmesinde çok miktarda çini kuianılmıştır. Bununla beraber bu dönemde Konya’da yapılan diğer eserlerinde de çini kullanıldığı görülmektedir, Çininin böyle bir sultan sarayının süslemesinde kullanılması o dönemde çini ve seramik sanatına verilen önemi ortaya koymaktadır. Bu yüzyılda çeşitli eserlerin çini dekorları, küçük kare, baklava, yıldız ve haç biçimli parçalardan meydana gelmiştir. Bu motifler, yapılan örneğe göre dizilerek geometrik süsleme yapılır. Çinilerde, sıraltı ve sırüstü tekniği kullanılmıştır. Mozaik çinilerin yanında, teknik bakımdan farklılık gösteren iki grup çini daha vardır. Bunlar yüksek kabartmalı ve ajurlu çinilerdir. Yüksek kabartmalı çiniler Özel işlemeli olup, kulanılacakları yere göre yapılır. Bilhassa binaların önemli yerlerinde yazı olarak bulunur. Kabartma çini tekniği sadece çinilerde değil geometrik desenli mozaik çinilerde de uygulanmıştır. Mozaik çini parçalarının şenlendirilmesinde ve kabartma dekorlar arasında yer alan soyut bitkilerin süslemelerinde tahta kalıp işçiliği ve oyma teknikleri kullanılmıştır. Selçuklu çini sanatında olduğu gibi, mozaik duvar çiniciliğinde de kalıp sisteminin kullanılması, teknik ilerlemeyi ve seri imalat yapıldığı düşüncesini ortaya koyar.

Selçuklular, seramikte olduğu gibi duvar çinilerinde de renklere madeni bir parlaklık vermek için perdah tekniğini kulanmışlardır. Sırların üstüne konan madeni tozlar (altın gümüş), ikinci bir fırınlama ile tesbit edilir. Sürülen perdah, renklerde madeni bir parlaklık yaratır . devamı…

Pazartesi, Eylül 14th, 2009 | Yazar: admin

Bursa’nın simgesi haline gelen Osmanlı Dönemi’ne ait bu önemli eser, 1419-1420’de Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bursa’nın Yeşil semtindeki Çelebi Sultan Mehmet Camisi olarak da bilinen eser; cami, türbe, medrese, imaret ve bunlara 1485 yılında eklenen hamamdan meydana gelmiştir. Yapı topluluğunun mimarı dönemin tanınmış kişilerinden Hacı İvaz Paşa’dır. Ayrıca nakkaşlığını İlyas Ali oğlu Ali, ahşap işlerini Tebrizli Ahmet oğlu Hacı Ali, çini işlerini de Mehmet Mecnun yapmıştır.

Güzel mimarisi ve özellikle çok güzel bir şekilde işlenmiş çinileriyle birlikte Osmanlı mimarisi ve süsleme sanatının o tarihteki ihtişamını gözler önüne sermektedir.

devamı…

Cuma, Temmuz 24th, 2009 | Yazar: admin

Sahip Ata Camii ve Çini

Selçuklu’nun meşhur vezirlerinden Sahip Ata Fahreddin tarafından 1258 yılında Konya’nın Meram ilçesinde yaptırılmıştır. Caminin ilk halinde, bugünkü çift minareli ön yüze kadar uzandığını ve ahşap bir yapı olduğu bilinmektedir. Bu ilk görünümünden günümüze kadar gelebilen sadece çini mozaiklerle bezeli mihrabtır. Bu cami, Anadolu Selçukluları devrinde yapılmış ve günümüzde varlığını sürdüren en eski ağaç direkli camilerindendir.

Yapımından bir süre sonra hamam, hanigâh eklenmiş ve 1283 yılında Sahip Ata’nın vefat etmesi üzerine kendisi için yapılan türbe de eklenerek yapı külliye biçimini almıştır.  Mimarı Kelük bin Abdullah’tır.

devamı…

Kategori: çini, çini mimari, çini tarihi  | Etiketler: , ,  | Yorum yaz
Çarşamba, Temmuz 01st, 2009 | Yazar: admin

Mimaride Çini Karatay MedresesiSultan İzzeddin Keykavus döneminde Konya emiri Celalettin Karatay tarafından (649, H.) 1251′de yaptırılmıştır. Dönemin en büyük medresesidir.Mimarı bilinmeyen medrese, Osmanlı döneminde de kullanılmış ve 1800lü yılların sonlarına doğru terk edilmiştir. Medrese Konya’nın Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarı’nda Aladdin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır.

Karatay medresesi, yapıldıktan sonra uzun bir süre hadis, tefsir, matematik ve astronomi dallarında eğitim vermiştir. Medresenin mimarisi tek katlı ve kapalı medrese tarzındadır. devamı…

Pazartesi, Şubat 09th, 2009 | Yazar: admin

İzzeddin Keykavus TürbesiSelçuklu dönemi çini sanatının nadide örneklerinin bulunduğu Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’a ait olan türbe, Sivas’taki kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır.

Şifahane, Selçuklular tarafından yaptırılan en büyük şifahanedir. Kitabesinde 1217 yılında inşa edildiği bilgisi yer almaktadır. Uzun yıllar boyunca göz, dahiliye, cilt ve ruh hastalıkları tedavilerinin yapıldığı bu şifahanede tıp alanında da eğitim verilmiş ve doktorlar yetiştirilmiştir. 1768 yılında çıkarılan bir fermanla medreseye çevrilmiş, daha sonraları ise I. Dünya Savaşı sırasında ise malzeme ambarı olarak kullanılmıştır. devamı…

Pazartesi, Ağustos 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılar’dan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşa ettikleri kervansaray, türbe, cami ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan döneme ait yapılardan örnek verilecek olursa;
I.İzzeddin Keykavus Türbesi
Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesi, kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır. 1220 yılında vefat eden 1. İzzettin Kaykavus’ un sandukasından başka hanedanına mensup on iki mezar 6 sandukası daha vardır. Türbe cephesi Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar mavi lacivert firuze ve beyaz renkleri ile şifaiyenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. devamı…

Cumartesi, Ağustos 09th, 2008 | Yazar: admin

Çini içi ve dışı veya tek yüzü sırlı, sıraltı boyalarıyla dekore edilerek geleneksel motiflerle süslenişi seçili malzemeyle yapılmış olan, mimariye bağlı olarak gelişen bir sanat türüdür. Çiniden seçili malzemeler yapılmış olması, Selçuklu kaynaklarında çininin bir iksir olduğu şeklinde vurgulanmaktadır.

Çini kelimesinin ‘i’ ilgi harfiyle türetilmiş olması ilk bakışta çiniciliğin Çin’den geldiği kanısını uyandırmaktadır. Ancak çiniciliğin Türklere özgü bir sanat olduğu sanat tarihi uzmanlarınca kabul edilmektedir.

Çinicilik çok eski tarihlere, Asurlular zamanına kadar dayanan bir doğu sanatıdır. Antik çağda Mısır, Mezopotamya, İran ve Girit kültürlerinde mimari bezeme öğesi olarak çini kullanılmıştır. Mimaride M.Ö.3000 yılında, İslam mimarisinde ise 9.yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. devamı…

Çini

Alexa