XVIII. yüzyılın başında İznik çini ve seramik atölyelerinin faaliyeti tamamen durmuştu. Bunun üzerine istanbul’un çini ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla III. Ahmet zamanında, Damat İbrahim Paşa çini ve seramik sanatını yeniden canlandırmaya başlamıştır. 1725-1730 yıllarında Tekfur ve Beykoz Saraylarında çini ve seramik atölyeleri kurdurmuştur. Bu atölyelerde çalıştırılmak üzere İznik’ten ustalar getirilmiştir. Bu dönemde yapılan çiniler geçmişte yapılan çinilere oranla daha kalitesizdir. Boyaları akmıştır. Zeminler kirlidir. Çinilerde çivit mavisi, kiremit kırmızısı, sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Lale, çiçek ve bulut desenleri işlenmiştir. Bu çiniler, 1734 yılında yapılmış olan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde kullanılmıştır. Atölyeler bir süre sonra faaliyetlerini durdurmuşlardır. Bunun üzerine İstanbul’a ihtiyaç duyulan çiniler için 1719 yılında III. Ahmet Kütüphanesi yapıldığı zaman Boğaz içindeki Kara Mustafa Yalısından, 1733 tarihinde de Edirne Sarayından sökülüp getirilmiştir. Buna ilaveten, Viyana ve İtalya’dan da çiniler getirilerek ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır.
Kütahya’daki çini ve seramik atölyeleri, İznik atlyelerinin faaliyetlerinin durmasıyla yeni bir hız kazanmıştır. Kütahya çini ve seramik ustaları sert ve beyaz hamura sıraltı tekniğini uygulamışlardır. Değişik üslûpla serbest fırça kulanarak orjinal eserler meydana getirmişlerdir. Bu dönemde Kütahya’da yapılan çini ve seramiklere fincan, kâse, hokka, matara, ibrik, kandil, sürahi ve tabak gibi mamuller örnek olarak gösterilebilir. Bu mamuller, klasik çini ve seramiklerden kısmen ayrılarak mahalli bir sanat karakteri taşır. devamı…
