Mavi beyaz çinilerin kalitesi, samur çinilere yakındır. Yine aynı şekilde bir kalıptan şekiller çizilir ve içleri boyanır. Tek fark boyalmalarda sadece mavi rengin kullanılmasıdır.
Mavi beyaz çinilerin bir diğer ilginç özelliği ise çiniyi çok beyaz göstermesidir. Normalde çini hamuru hafif sarımtraktır. Mavi beyaz çinilerde maviden dolayı daha beyazmış gibi görünür. devamı…
Archive for » Ağustos, 2008 «
Samur çiniler, gerçek bir sanat eseri sayılabilir. İşlenen desenler, çok ince ve özenle çalışılır.
Samur tekniğinde beyaz bisküvi kullanılır. Beyaz bisküvi üzerine desenler kalıp olarak çizilir.
Desenlerin ana çatısı bir kağıda çizilir. Daha sonra şekillerin çevresi belli aralıklarla toplu iğneyle delinir. Kömür yardımıyla bu kağıdın üstünden gidilince de şekil yaklaşık olarak bisküvinin üzerine çıkmış olur. Kurşun kalemle bu noktaların üstünden gidilerek şekiller ortaya çıkarılır. Daha sonra tahrir boyası yardımıyla şekiller görünür biçimde çizilir.
Aralardaki boşluklar gerekliyse küçük şekillerle doldurulur. Desen boyanarak sırçalamaya hazır hale gelir.
Sırça işlemi, çiniyi parlak göstermek, boyalarının kalıcılığını sağlamak için kullanılır. Sırçayı vernik gibi düşünebiliriz. Sırçalanan çini fırında 900-1000 derecede 9-10 saat kalarak hazır hale gelir. devamı…
Firuze tekniği kabartmaya benzer. Turkuvaz,yeşil,mor yüzeyin üstüne kabartma desenler işlenir. İşlenen desenin inceliğine göre de fiyatları değişir.
En çok uygulanan türü turkuvaz üzerine lacivert işleme ve lacivert üzerine turkuvaz işlemedir. Bazı modellerde yeşil üzerine siyah çalışma da tercih edilir.
Çalışılan formlar genellikle tabak,vazo, likörlük, ibrik gibi formlardır. devamı…
Kabartmalardan biraz daha ince işçiliğe sahip olan çini tekniğidir. Milenyum tekniğinde, degrade bir arkaplan üstüne istenen şekiller tahrir boyasıyla çizilir. Bu boyayı bir çeşit mürekkep gibi de düşünebiliriz. Daha sonra bu çizimlerin içi boyanarak istenen şekil elde edilir. Milenyum çalışmalardaki şekiller daha sonra anlatacağımız samur tekniğindekilere göre daha basit görünür. Bunu resim ve minyatür arasındaki farka benzetebiliriz. devamı…
Kütahya çinileri teknilerinden ilk bahsedeceğimiz kabartma tekniği.Kabartma çiniler maliyeti en ucuz ve yapması kolay çinilerdir. çini bisküvisinin üzerine kabartma boyalarının desen oluşturacak şekilde dökülmesiyle elde edilir. Genellikle mavi fon rengi üzerine kırmızı ve yeşil kabartma yapılır. devamı…
Kütahya çinisinde kullanılan malzemeler, Kütahya ile komşu illerden sağlanmaktadır.
Bu hammaddeler plastik ve plastik olmayanlar diye iki ayrılmaktadır:
1- Plastik Hammaddeler
- Kırklar toprağı
- Gri Bilecik kili
- Maya
- Çamaşır kili
2- Plastik Olmayan Hammaddeler
- Çakmak taşı
- Beyaz Bilecik kili
- Tebeşir devamı…
Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden birisi Kütahya’dır. Kütahya’nın sembolü haline gelen çinicilik, kökü Frigler’e kadar uzanan seramik sanatı ile birlikte gelişmesini sürdürmüştür. Asıl Selçuklu devrinden Germiyanoğulları devrine geçiş tarihinden itibaren başlamıştır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olmaktadır.
Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya’da tarih boyunca yaratılan eserlerdir. 14. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır. devamı…
Günümüzde İznik’te Çinicilikte yaşanan en büyük eksiklik alt yapı konusundadır. İznik Çinisinin renkleri ve desenleri orijinal olarak kullanılmakta fakat birçok atölyede Kütahya alt yapısı kullanılmaktadır. Yapılan karolarda ise orijinal olmasa bile günümüz teknolojisi ile aslına en yakın alt yapı kullanılabilmektedir. İznik Çinisinin günümüzde yeniden doğmasına neden olan ilk adımlar İznik ve çevresinde yapılan kazılar sayesinde olmuştur. Bu kazılar, her ne kadar diğer milletler sahiplenmeye çalışsa da, bu sanatın İznik’te başladığını kanıtlamıştır. Kazılar neticesinde Prof.Dr. Oktay Asanapa tarafından Birinci Fırın Kazıları ve İkinci Fırın Kazıları olmak üzere iki yayın hazırlanmıştır. Bu kazılar kökeni Çatalhöyük’e kadar dayanan bu sanatın gelişmiş halinin İznik’te yaşadığını göstermektedir. Bu çalışmaların sonrasında 1989 yılında İslam Eserleri Müzesi’nde bir sergi gerçekleştirilmiş, daha sonra TEB sponsorluğunda bir yayın hazırlanmıştır. Aynı yılın İznik Yılı ilan edilmesi ile birlikte İznik tümü ile yeniden gündeme gelmiştir. İşte bu sergi sonrasında sanatı geliştirmek, geleneği korumak, İznik ve çevresinin kültür ve sanat değerlerini tanıtmak, mevcut potansiyeli harekete geçirmek, geleneksel İznik Çini Sanatı ile ilgili var olan ve elde edilecek bilgileri bir sistem dahilinde eğitim ve öğretimle gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla 1993 yılında kurulan ve bir şahıs vakfı (Prof.Dr.Işıl Akbaygil) olan İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı kurulmuştur. devamı…
Çini süsleme sanatının geçmişi, ilk Müslüman Türk devletini kuran Karahanlılar dönemine ait yapılara uzanmaktadır ki bu da bizi neredeyse bin yıl öncesine götürmektedir. Karahanlılar’dan sonra Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları da çini süslemelerine yaşamlarında ve yapılarında yer vermişler, egemenliklerine giren yerlerde inşa ettikleri kervansaray, türbe, cami ve benzeri eserleri çinilerle süslemişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu’na kadar olan döneme ait yapılardan örnek verilecek olursa;
I.İzzeddin Keykavus Türbesi
Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’un türbesi, kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır. 1220 yılında vefat eden 1. İzzettin Kaykavus’ un sandukasından başka hanedanına mensup on iki mezar 6 sandukası daha vardır. Türbe cephesi Selçuklu sanatının zengin çini süslemelerine sahiptir. Geometrik geçmeler, yıldızlar, kufi yazılar mavi lacivert firuze ve beyaz renkleri ile şifaiyenin en önemli bölümünü oluşturmaktadır. devamı…
Geleneksel Türk sanatlarından olan çini, genellikler mimari yapıların, cami, köşk, saray ve benzeri yapıların iç ve dış süslemelerinde kullanılmış bir seramik türüdür. Bu çiniler ikiye ayrılır:
1- Duvar çinileri (kaşi)
2- Evani (Tabak, vazo, kupa, kase, sürahi, bardak ve benzeri seramik türleri)
Çini ortaya koyduğu çok renkli geniş yüzey alanlarını kaplama özelliği ve kalıcılığı ile Türk süsleme sanatının en önemli unsuru ve malzemesi olmuştur. Çini süslemenin önemi, 3 ana özelliği ile açıklanmaktadır: devamı…
