Çini Mağazası

Salı, Haziran 15th , 2010 | Yazar: admin

Gülbenkyan Müzesi, Lizbon şehrinin hareketli yaşamının ortasında doğa güzelliklerinin bütünleştiği büyük ve sakin bir parkın içine kuruludur. Bu parkın içinde Gülbenkyan Müzesi’nin dışmda vakfın bulunduğu bir idari ana bina ve modern sanat eserlerinin bulunduğu ayrı bir müze bulunmaktadır.

Döneminin en ileri teknolojik imkânlarıyla kurulan müzenin içinde devamlı galerilerin bulunduğu giriş katı yer alır. Burada Mısır Sanatı, Yunan, Roma Sanatı, Mezopotamya, Uzak doğu, Avrupa Sanatı (resim sanatı ağırlıklı) ve islâm sanatına ait eserler bulunmaktadır.  Ayrıca müze için önemli bir yer taşıyan, o dönemde Gülbenkyan’ın yakın arkadaşı ünlü tasarıma René Lalique’e ait çok değerli bir mücevher koleksiyonu da yer almaktadır. Sanat severler müzeyi gezerken galerilerin bir çoğundaki pencerelerden aynı anda bahçeyi de algılayabildiklerinden eserleri alışılagelmişin dışında oluşturulmuş hoş bir atmosferde izleme imkânına ulaşırlar.

Galerinin altındaki katta, bir kütüphane, müzenin idari işlerinden sorumlu bölüm, fotoğraf stüdyosu, restorasyon merkezi geçici sergiler için düşünülmüş oldukça büyük bir galeri küçük bir konferans salonu, halka ve çalışanlara acık bir kafeterya bulunmaktadır. Zemin kat ise soğutma alanları, dezenfeksiyon alanları, depolar ve restorasyon çalışmaları için ayrılmıştır.

Calouste Sarkis Gülbenkyan, 1869 yılında istanbul Üsküdar’da dünyaya gelmiştir. Ticaretle uğraşan zengin bir Ermeni ailesinden gelen Gülbenkyan daha sonra Londra’ya giderek mühendislik eğitimi görmüş ve hayatının bir bölümünü 1902′de İngiliz vatandaşlığına geçtiği Londra’da geçirmiştir. Yaşamının olgunluk dönemlerinde Paris’e yerleşen koleksiyoncu, ömrünün son on üç yılında ise Portekiz’de yaşamıştır. 1955′te Lizbon Aviz Otel’de ölmüştür.

Gülbenkyan hem uluslararası petrol camiasında, hem de koleksiyoncu kişiliğiyle ün yapmıştır. Daha çok gençken (1891) Baku ve civarına petrol yataklarına yaptığı gezinin ardından “La Transcaucasie et la Péninsula d’Apchéron-Souvenirs de Voyage ” adlı bir kitap yazmış ve bu kitabın bazı bölümleri “Revue des Deux Mondes” ile “Le pétroL source d’énergie” adı alanda makaleler halinde tekrar yayınlanmıştır. Bu yazılar o dönemde Osmanlı Devletinin ilgisini çekmiş ve kendisinden Osmanlılar’a ait petrol yatakları hakkında da bir rapor hazırlaması istenmiştir.

Gülbenkyan 19. yüzyıl sonuna doğru şekillenmeye başlayan uluslararası petrol endüstrisine, ticari ve mali piyasadaki aracı-tacir konumuyla, önemli katkılarda bulunmuştur. O dönemde kurduğu kolay diyaloglar, mali konulardaki yerinde ekspertizleri onu aranan bir kişi kılar. Fransa’da “Comité Général du Pétrole” ve “Compagnie Française des Pétroles”un kurulmasında önemli çabaları vardır. 1928 yılında Türk Petrol Şirketi hisselerinin dört ayrı petrol şirketince paylaşılmasında da aktif rol oynamıştır.

Bu antlaşmada, Anglo-Persian Oil Co. (şimdiki adıyla BP), Royal Dutch Shell Group, Compagnie Française des Pétroles ve Near East , Development Corporation (şimdiki adıyla Standard Oil/New Jersey ve Socony Mobil Oil), %23.75′er hisse alırken katkılarından dolayı Gülbenkyan’a %5 hisse verilmiştir. Bu nedenledir ki Gülbenkyan petrol camiasında “Mr.Five Per Cent” (Bay %5) olarak bilinir.

Gülbenkyan’ın aslında bizi ilgilendiren yönü onun sanata olan düşkünlüğüdür. Hakkında anlatılanlara göre Gülbenkyan daha çok küçükken okuldaki başarısından ötürü babası tarafından bir miktar parayla ödüllendirilmiş, o da hiç vakit kaybetmeyerek şehirdeki bir eski para koleksiyoncusundan titiz bir seçimden ve uzun pazarlıklardan sonra birkaç eski madeni para satın almıştır. Babası parayı çarçur ettiğini düşünerek öfkelenmişse de seçtiği paraların çok değerli olduğu ortaya çıkmıştır.  Bu hikâye bize onun estetik bağlamda güzele olan ilgisini gösterirken, aynı zamanda eski eser borsasını daha o günlerden farkında olan Gülbenkyan’ın ilerde kazanacağı tüccar kişiliğine de bir kanıt teşkil etmektedir.

Hayatı boyunca koleksiyonunu değerli ve en kaliteli parçalarla zenginleştirmeyi amaç edinen  koleksiyoncu, İngiltere’de yaşadığı yıllarda bazı eserleri sergilenmek üzere galerilere ödünç verdiyse de 1927′de Paris’e taşındığı yıllarda bunlar büyük malikânesinde yaşamının birer parçası olarak korunmuştur.

1942′de Avrupa’da zor günlerin yaşandığı II. Dünya Savaşı yıllarında barış özlemi içinde, o dönemde oldukça sakin gözüken Portekiz’e yerleşir.

18 Haziran 1953 tarihli belgeye göre mirasının büyük bir bölümünü çocuklarına, yakın akrabalarına ve yardımcılarına bırakır. Servetinin geri kalanıyla da Portekiz’de Calouste Gülbenkyan Vakfı’nı kurar. Portekiz’in sanatsal mirasını büyük ölçüde zenginleştirecek olan koleksiyonu için de vakfın bünyesi içinde kendi adına bir müze kurulması için antlaşmaya varır. Portekiz Hükümeti Gülbenkyan’ın ölümünden sonra 18 Temmuz 1956 tarihinde çıkardığı bir kararnamede, bu değerli mirasın çok titiz şekilde korunacağını ve bu sorumluluğun bilincinde her türlü çabanın gösterileceğini ifade etmiştir. Koleksiyon 1960 yılında Paris’ten Portekiz’e ulaşır. Müze binası inşa edilinceye kadar Portekiz’de Pombal Oeiras Sarayı’nda korunur.

Ne yazık ki 25 Kasım 1967′de Lizbon’daki büyük sel felaketi Pombal Oeiras Sarayı’ndaki birçok parçaya zarar vermiştir. On iki saat suyun alanda ve çamurun içinde kalan eserlerin bir kısmı yerinde kurtarılırken, çok yıpranmış hassas parçalar Conimbriga’daki restorasyon merkezine gönderilmiştir, ve nihayet 1969 yılında özel olarak koleksiyon için titizlikle inşa edilmekte olan müze binasının tamamlanmasıyla tüm parçalar müzeye nakledilmiştir.

Gülbenkyan’ın İslâm sanatına ilgisi kuşkusuz İstanbul’da doğmuş olması ve yaşamının bir kısmım burada geçirmesine bağlıdır. Bu ilgi ve sevgiyle topladığı Türk sanatına ait örnekler et yazmaları, kumaşlar, minyatürler, ciltler ve bol miktarda seramik ve çinilerden oluşur. Tüm büyük koleksiyoncuların yaptığı gibi Gülbenkyan da satın aldığı eserleri ait oldukları çeşitli ülkelerin kapalı çarşı ve benzeri pazar yerlerinden toplamıştır. Bunu da ilgili kişi ve eksperlerin yardımlarıyla gerçekleştirmiştir.

Çoğu iyi durumda 112 adet seramik parçasının yanında 800 civarında çini parçası İznik koleksiyonunu oluşturur. Şu anda sergilenmekte olan çinilerin dışında müzenin deposunda 130′a yakın değişik desende pano, ulama, bordur, alınlık gibi çini örnekleri bulunmaktadır. Bunların çoğu sergilenebilecek niteliktedir. Bazıları ise 1967′deki sel felaketi dolayısı ile taşınma esnasında zarar görmüşlerdir.

Bu parçaların bazılarının Gülbenkyan Müzesi’ne ulaşmadan önce restorasyon geçirdiğinden söz etmiştik. Müze kayıtlarına göre müzeye geldikten sonra da küçük restorasyonlar yapılmıştır. Ancak bunlar daha çok parçaların bir araya getirilmesi şeklinde olmuştur. Bazı örneklerin de ne yazık ki bilinçsizce yapıştırıldığına tanık olduk.

Çoğunluğu Gülbenkyan Müzesi depolarında henüz yayınlanmayan parçalardan olan bu çinilerin büyük bir bölümü, 16. yüzyılın ikinci yarısına aittir. Ayrıca 15. yüzyıldan 17. yüzyıl ortalarına kadar üretilmiş diğer çini parçalarının örneklerine de az da olsa rastlamaktayız. Bunlar mavi-beyazlar, Şam’da üretilen çinilerden örnekler ve 17. yüzyılda kırmızının azalmaya başladığı, mavi tonların ağırlıklı kullanıldığı parçalardır.

Anlatılanlara göre, geçmişte Calouste Gülbenkyan, müzeyi İstanbul’da kurmak istemiştir. Ne yazık ki Türk Hükümeti ile şartlar konusunda anlaşmaya varamadığından bu isteğini gerçekleştirememiştir.

NOT:Kaynak:İznik Çinileri ve Gülbenkyan Koleksiyonu. Kitapta bu çinilerin örnekleri, ana şemaları, dönemin(16. ve 17. yy) İznik Çinilerinin özellikleri ve tarzları hakkında bir çok bilgi de bulunmaktadır.

Benzer Yazılar

RSS ile cevapları takip edebilirsiniz: RSS 2.0 feed. yorum yazabilir, ya da kendi sitenizden izleyebilirsiniz.

1 Yorum

  1. 1
    Elif Yılmaz 
    Cuma, 18. Mart 2011

    Merhaba, son zamanlarda ev hanımları olarak bu çini seramik sanatıyla igili kurslara katıldık, başarılıda olduk ama malisef bütcemiz fırın almaya müsait değil onun içinde tüm öğreniklerimizi işe yarar hale getiremiyeceğimiz gibi kakılmışlığa devam edeceğiz.Bu çamurları altın yapanların eline sağlık. İyi akşamlar.

Yorum yaz

Çini

Alexa