Çini Mağazası

Cuma, Kasım 06th , 2009 | Yazar: admin

XVIII. yüzyılın başında İznik çini ve seramik atölyelerinin faaliyeti tamamen durmuştu. Bunun üzerine istanbul’un çini ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla III. Ahmet zamanında, Damat İbrahim Paşa çini ve seramik sanatını yeniden canlandırmaya başlamıştır. 1725-1730 yıllarında Tekfur ve Beykoz Saraylarında çini ve seramik atölyeleri kurdurmuştur. Bu atölyelerde çalıştırılmak üzere İznik’ten ustalar getirilmiştir. Bu dönemde yapılan çiniler geçmişte yapılan çinilere oranla daha kalitesizdir. Boyaları akmıştır. Zeminler kirlidir. Çinilerde çivit mavisi, kiremit kırmızısı, sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Lale, çiçek ve bulut desenleri işlenmiştir. Bu çiniler, 1734 yılında yapılmış olan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde kullanılmıştır. Atölyeler bir süre sonra faaliyetlerini durdurmuşlardır. Bunun üzerine İstanbul’a ihtiyaç duyulan çiniler için 1719 yılında III. Ahmet Kütüphanesi yapıldığı zaman Boğaz içindeki Kara Mustafa Yalısından, 1733 tarihinde de Edirne Sarayından sökülüp getirilmiştir. Buna ilaveten, Viyana ve İtalya’dan da çiniler getirilerek ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır.

Kütahya’daki çini ve seramik atölyeleri, İznik atlyelerinin faaliyetlerinin durmasıyla yeni bir hız kazanmıştır. Kütahya çini ve seramik ustaları sert ve beyaz hamura sıraltı tekniğini uygulamışlardır. Değişik üslûpla serbest fırça kulanarak orjinal eserler meydana getirmişlerdir. Bu dönemde Kütahya’da yapılan çini ve seramiklere fincan, kâse, hokka, matara, ibrik, kandil, sürahi ve tabak gibi mamuller örnek olarak gösterilebilir. Bu mamuller, klasik çini ve seramiklerden kısmen ayrılarak mahalli bir sanat karakteri taşır. Üsküdar Yeni Valide Camii’nin süslemesinde kullanılan çiniler Kütahya atölyelerinin mamulleri arasında yer alır. Kütahya çini ve seramik atölyelerinin mamullerinden ihraç edilenler de olmuştur. Bu konuda Charles de Peysonel Kütahya çinilerinin Kırım’a ihracı hakkında şu satırları yazmıştır. “Takriben 200 sepet kadar Kütahya çinilerinden her cins kaplar, çeşitli büyüklükte vazolar, şerbet kâseleri, kahve fincanı ilâh… gelmiştir. Bunlar perakende olarak çok iyi satılmakta ve en az %100 kâr etmektedirler” şeklinde bahsetmektedir.

Kütahya’da imal edilen çini ve seramikler üzerinde ustaların işaretlerinin bulunması da ilginç bir gelişmedir. “Eflatun” işaretine ilk olarak 1740 tarihli bir seramikte rastlanır. Bu arada bazı eserlerin altında da arap harfleriyle “Sıvaz” yazılı olanlar da vardır. “Sıvaz” işaretli bu seramiklerin Kütahya da Sivaslı bir usta tarafından yapılmış olabileceği muhtemeldir.

XVIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kütahya’da çini ve seramik sanatı gerilemeye başlamıştır. Yüzyılın başlarında üçyüzü aşkın çini ve seramik atölyesi bulunurken, 1795 yılında atölyelerin sayısı yüze inmiştir. Çini ve seramiklerin kimyasal terkibi değişmiştir. Seramiklerdeki işaretler yok olmuştur. İşçilik son derece zayıftır. Desen ve motifler ilgi çekiciliğini kaybetmiştir. Dolayısıyla imal edilen mallar kalitesiz olarak yapılmıştır. Bu durum XIX. yüzyılın başlarına kadar devam etmiştir. İmalatın kalitesizleşmesi ve atölyelerin sayılarının azalmasına devletin ekonomik ve siyasi gücünün sarsılması başlıca neden olarak gösterilebilir.

Benzer Yazılar

RSS ile cevapları takip edebilirsiniz: RSS 2.0 feed. yorum yazabilir, ya da kendi sitenizden izleyebilirsiniz.
Yorum yaz

Çini

Alexa