Osmanlı devrinde başkentin Bursa’ya geçmesiyle, Konya, çini ve seramik üretim merkezi olmaktan çıkarak yerine İznik’e bırakmıştır. İznik çini ve seramikleri, bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardır. Bu teşkilatın idaresi, “Kâşici Başı” denilen bir ustabaşı tarafından yürütülerek, sipariş alınınca ustabaşı gerekli işbölümünü yapıp işin zamanında tamamlanmasını sağlarmış. XV. yüzyıldan itibaren İznik ana merkez olarak dikkati çekmiştir. İznik çini ve seramikçiliğinde ilk önemli aşama, 1420 yılında yapımı tamamlanan Bursa Yeşil Camii külliyesinin çini kaplamalarında görülür. Burada kullanılan çinilerde, çok eski bir tekniğin uygulanmasıyla “Rumi” stil, “Hatai” sitile dönüşmüştür. Kullanılan kırmızı gözenekli hamurların, iri beyaz taneli kabaca öğütülmüş kuvars ve demir oksitli bağlama kili ile yapılmış olduğu anlaşılır. Edirne’deki mimari eserlerde kullanılan çinilerin hamurları, açık ve boz renkli oluşları, İznik çini ve seramik atelyelerinde demir oksitli bağlama kilinin kullanılma süresinin çok kısa olduğunu ortaya koymuştur.
Osmanlı çini ve seramik sanatı, İstanbul’un fethinden önce genellikle XIII ve XIV. yüzyıl geleneğini devam ettirmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramikçiliğinin ilk devresinde çini mozaik şeklinde görülen tek renkli mavi ve firuze renkli çiniler, bir çok ana özelliğin ortadan kaybolmasıyla sona ermiştir. Ayrıca, gelişmiş bir sıraltı tekniği ile de, Doğu çini ve seramik geleneğini uygulamadan uzaklaştırmıştır.
XV. yüzyıl ortalarında İznik’te kaba kırmızı hamurlu seramikler yerine, beyaz sert hamurlu porselene benzer beyaz seramiklerle yeni bir üslûp başlamıştır. Kırmızı hamurlu seramiklerden mavi beyaz imalata geçiş, Kütahya’da aynı yüzyılın ortalarında gerçekleşmiştir. Kütahya’da 1433 yılında Cemalettin İshak Fakih’in yaptırdığı İshak Fakih Camii’nin yanında bulunan Fakih Türbesinde tek renkli ve sırlı çiniler kullanılmıştır. Bu çiniler “Basit el emeği, renklerin canlılığı ve parçalarının dayanıklılığı ile dikkati çekmektedir”. Kütahya’ya çini ve seramik sanatını, İznik’ten gelerek yerleşen çini ve seramik ustaları getirmişlerdir. Bu dönemde çok miktarda çini imal edilmiştir. Ancak, imal edilen çiniler basit bir teknikle ve tek renkli olarak işlenmişlerdir.
XV. yüzyılda Osmanlılar, çinicilikte aynı karo üzerinde değişik renkleri bölmeli teknikle kullanmışlardır. Bu teknikte, renkli sırı, sıraltı tekniği içinde şeffaf sır uygulamışlardır. Bu buluş, bitkili motiflerle desen yaratıcılığının farklılıkları dikkate alınacak olursa, gelişmenin önemi teknik açıdan da ortaya çıkmaktadır. Bu yenilik, İznik çini ve seramik atölyelerinin çini ve seramik sanatına getirdiği yeni bir gelişmenin başlangıcını teşkil eder. Ayrıca, yine bu dönemde naturalist desenlerin kulanılmaya başlanmasıyla, yüzyıllardan beri devam eden İslam sanatı ve anlayışıda çini üzerindeki etkisini kaybeder. İznik atelyelerinde yapılan çiniler, Bursa ve Edirne’deki eserlerin süslemelerinde daha çok kullanılmıştır. Kullanılan bu çinilerin renkleri, şeffaf ve renkli canlılığı günümüze kadar ulaşmıştır.
İznik çini ve seramik atelyeleri, XV. yüzyılda güçlerini duvar çiniciliğinde olduğu kadar seramik yapımında da göstermiştir. Ancak, mavi beyaz İznik seramiğinde geometrik sistemin hakim olduğu görülür. Günümüzde seramiklerin mevcutları çiniye oranla çok azdır. Yüzyıllar boyunca seramiklerin koruma güçlüğü, başlıca sebep sayılabilir. Bu durum seramiklerin sayılarının azalmasına neden olmuştur.
Bu devirde yapılan çeşitli eserlerde bazı ustaların adlarını görmek mümkündür. Örneğin; Bursa’daki Yeşil Camii’nin Hünkar Mahvilindeki çini süslemenin 1424 yılında Ali Bin İlyas tarafından yapıldığı kayıtlıdır. Ali Bin İlyas Bursa’lıdır. Timur’un Bursa’yı zaptedmesiyle, Timurların sanat merkezi olan Tebriz’e gitmiş çini süslemeleri üzerinde çalışarak tekrar Bursa’ya dönmüş olması muhtemeldir. Ünlü çini ustalarından bir başkası da Muhammed El Mecnun’dur.
XV. yüzyılın son çeyreğinde, koyu ve açık lacivert ile kestane renkli rumiler, beyaz bir zemin üzerine İşlenerek yapılan çini levhalar da görülmektedir. Bu levhaların iyi bir işçilikle renklerin konturlar içersinde tutulması, sırların temizliği ve çatlaksız oluşu göze çarpan özellikleri olarak sayılabilir.
Bütün bu gelişmelere rağmen, XV. yüzyıl sonları ile XVI. yüzyılın başları bazı renkleri arayış devri olmuştur.
