XIV. yüzyılda Konya, bir süre daha çini ve seramikçilik merkezi olmaya devam etmiştir. Ancak, genel olarak bir duraklama görülür. Bu duraklama, daha önceki gelişmeleri ve faaliyeti süren İran çini ve seramik merkezlerini gölgede bırakan yeni bir çini ve seramik sanatının gelişmesini hazırlamıştır. Bu gelişme, Osmanlı devri çini ve seramikçiliğinin başlangıcı olmuştur.
XIV. yüzyıl ortalarına doğru mimariye paralel olarak çini ve seramik sanatında da zengin Osmanlı sanat anlayışının geliştiği görülür. Bu dönemde, İznik ve Kütahya’da yeni çini ve seramik atölyeleri kurulmuştur. Böylece, Selçuklular döneminin çini ve seramik yapım merkezi olan Konya önemini tamamen kaybetmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramik ustaları, Selçuklu geleneğini yeni renkler geliştirerek devam ettirmişlerdir. Bunun yanında, teknik yönden de bazı gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeyi bilhassa İznik’teki atölyelerde imal edilen çini ve seramiklerin hamur ve sırları ile bunların yapısındaki silisti hamurun sırça ile bağlanması ve kaynaşmasında görmekteyiz. Böylece, yeni bir sanat anlayışının eseri olan Yeşil Türbe‘nin duvar çinileri, uzun yıllardır aşırı sıcak ve soğuğa karşı dayanıklılığıyla sağlamlığını ispat etmiştir.
XIV. yüzyılda Osmanlılar kırmızı ve kül renkli olmak üzere iki tür çini hamuru hazırlamışlardır. Kırmızı hamurlu çinilerde Firuze, mavi ve yeşil renkler işlenmiştir. Kül renkii hamurlu çinilerde ise, daha çok açık sarı ve beyaz renkler kullanılmıştır. Ayrıca, Osmanlılar Selçuklulardan farklı olarak renkli sır tekniğini de geliştirerek imal ettikleri çini ve seramiklerde tatbik etmişlerdir. Bunun yanında, Selçuklularda görülen geometrk süsleme sisteminden ayrılarak, yeni çiçekli desenler geliştirmişlerdir. Böylece, Osmanlı mimarisinde renkli sırla gelişen yeni bir çini ve seramik devri başlamıştır.
Osmanlı Devleti kurulduğu zaman Bursa’da mimari eserlerin yapımına geniş ölçüde yer verilmiştir. Bu durum, mimari gelişmenin önemli unsurlarından birini teşkil eder. Bu dönemde yapılan binaların duvarlarını kaplamada kullanılan çiniler yaptırmak için, Çelebi Sultan Mehmet, İç Asya’dan ve çini yapmakla tanınmış öteki müslüman ülkelerden çini ustaları getirtmiştir. Bu ustalarla Bursa’da ve özellikle yüksek kalitede çini yapmaya elverişli İznik’te çini ve seramik yapılmaya başlanmıştır. Yapılan ilk çini ve seramikler Selçuklu çinilerine çok benzemektedir. İmal edilen çini ve seramiklerde mavi, sarı, yeşil, beyaz ve altın sarısı renkler kullanılmıştır.
XIV. yüzyıl çini ve seramikçiliği, teknik ve estetik mükemmellik seviyesine ulaşan XVI. yüzyıl Osmanlılar devri çini ve seramikçiliğinin ilk çekirdeğini oluşturur. Bu gelişme, renkli sır teknikli duvar çinileri ve mavi beyaz sır altı tekniği kulanılmış çinilerde görülür. Gerçi eski Selçuklu ekol ve devrinin süslemeleri, Osmanlıların ilk çini ve seramik merkezlerini etkilemiştir. Ancak, bu etkilerin yanı sıra yeni bir sanat anlayışı ve zevki doğmuştur. Selçuklularda görülmeyen sarı renk, çiçekler, yaprak biçimindeki bordürler, bu yeniliğin iik örneklerini teşkil etmiştir. Çini ve seramikçiliğin geliştiği İznik’in yanında Kütahya’da da faaliyetler devam etmiştir. Bu imalat merkezlerinin gelişmesinde, Osmanlıların Bursa’yı başkent yapmaları nedeniyle politik ve ekonomik şartların rol oynadığı düşünülebilir.
