XIII. yüzyılda, Anadoluda çini ve seramik sanatında büyük bir gelişme görülür. Bu gelişmede, büyük ihtimalle moğol akınları sebebiyle İran’dan kaçan çini ve seramik ustalarının etkisi olduğu düşünülebilir. Bu ustalar, Anadolu’ya gelerek çini ve seramik sanatında yeni bir hamlenin başlamasına yardımcı olmuşlardır. Aynı dönemde İran’da İse Moğol akınlarından dolayı çini ve seramik sanatında bir durgunluk dönemine girilmiştir. XIII. yüzyıl boyunca çini, mozaik veya tek renkli levhalar halinde kullanılmıştır. Ancak, çini mozaik hakimdir. Daha çok Konya ve çevresindeki çini ve seramik atölyelerinde imal edildiği sanılan bu çinileri, bilhassa Konya’daki eserlerde görmek mümkündür. Örneğin, II. Kihcaslan Sarayının süslenmesinde çok miktarda çini kuianılmıştır. Bununla beraber bu dönemde Konya’da yapılan diğer eserlerinde de çini kullanıldığı görülmektedir, Çininin böyle bir sultan sarayının süslemesinde kullanılması o dönemde çini ve seramik sanatına verilen önemi ortaya koymaktadır. Bu yüzyılda çeşitli eserlerin çini dekorları, küçük kare, baklava, yıldız ve haç biçimli parçalardan meydana gelmiştir. Bu motifler, yapılan örneğe göre dizilerek geometrik süsleme yapılır. Çinilerde, sıraltı ve sırüstü tekniği kullanılmıştır. Mozaik çinilerin yanında, teknik bakımdan farklılık gösteren iki grup çini daha vardır. Bunlar yüksek kabartmalı ve ajurlu çinilerdir. Yüksek kabartmalı çiniler Özel işlemeli olup, kulanılacakları yere göre yapılır. Bilhassa binaların önemli yerlerinde yazı olarak bulunur. Kabartma çini tekniği sadece çinilerde değil geometrik desenli mozaik çinilerde de uygulanmıştır. Mozaik çini parçalarının şenlendirilmesinde ve kabartma dekorlar arasında yer alan soyut bitkilerin süslemelerinde tahta kalıp işçiliği ve oyma teknikleri kullanılmıştır. Selçuklu çini sanatında olduğu gibi, mozaik duvar çiniciliğinde de kalıp sisteminin kullanılması, teknik ilerlemeyi ve seri imalat yapıldığı düşüncesini ortaya koyar.
Selçuklular, seramikte olduğu gibi duvar çinilerinde de renklere madeni bir parlaklık vermek için perdah tekniğini kulanmışlardır. Sırların üstüne konan madeni tozlar (altın gümüş), ikinci bir fırınlama ile tesbit edilir. Sürülen perdah, renklerde madeni bir parlaklık yaratır .
Selçukluların başlıca çini ve seramik atölyelerinin bulunduğu yerler şunlardır. Konya, Kayseri çevresi ve Keykubatiye, Sivas, Kubad-ı Abad sarayının bulunduğu çevre ile Tokat ve çevresi. Kalehisar’da yapılan araştırmalarda burada da çini ve seramik atölyelerinin bulunduğu anlaşılmıştır. Selçuklu eserlerinin bazılarında mimar ve çini ressamlarının adlarına rastlanmıştır. Örneğin, Konya’da Alâadin Camii‘nin kuzey giriş kapısı üzerinde Erdışahlı Kerimmuddin, Türbede ise Abdüigaffar Oğlu Yusuf adları yer almaktadır. Bu Camiinin mihrap ve kubbe çinileriyle Türbede bulunan sandukaların çinilerinin, bu iki sanatçı tarafından yapılmış olabileceği fikrini ortaya koyar. Ayrıca, yine Konya’da Tuşlu Mimar Oğlu Mehmet Oğlu Mehmet’in mesleği olan mimarlığının yanında çini ustalığınında olduğu anlaşılıyor. Hem yapının bütününün, hem de yapılan eserlerin dekorlanmasının bu usta tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Burada hakim çini tekniğinin hazırlanışı için belli bir süreç vardır. Bu durum, burada bir çini ve seramik imalathanesinin olabileceği fikrini ortaya koyar. Bu fikri, bugün Berlin Müzesinde Bulunan (Ent. No: 1-907) bir çini üzerindeki yazı kuvvetlendirmektedir. Yazıda “Dünyada bir eşi bulunmayan bu nakışı ben yaptım. Ben kalmıyorum, fakat bu eser hatıra olarak kalacak” yazılı ibarenin yer almasıdır . Yine Konya’da Sırçalı Medrese‘de çini üzerine yazılmış bir başka usta adı da Amel-i El Benna Tusi’dir. Sivas Şifaiye Medresesi‘nde Selçuklu Sultanı I. İzzettin Keykavus Türbesinin cephe pencerelerinin birinin üzerinde çini ile yazılmış bir imza olup, bu imza Ahmet Bin Ebubekir olarak okunmuştur. Divriği Kale Camiinde Hasan Bin Firuz, Malatya Ulu Camiinde İbni Yakup El Malâdi Amasya’da Muhammed bin Muhammed Aksarayi, Akşehir’de Seyit Hayrani Türbesinde Aslı Bin Abdullah Bin Ahmet gibi sanatkâr adları yanında, Mevlevi günlük olay yazarlarından Eflaki Mehmet Dede de Yevaşi isminde bir çini ressamından bahseder.
