Çini, tarihte “Kâşi” adıyla bilinir. Çiniye kâşi ismi, bu işin zamanla yapıldığı “Kaşan” şehrine izafeten verildiği sanılmaktadır. Türklerin ilk defa çiniyi Orta Asya’da imal ettikleri yapılan kazılardan anlaşılmıştır. Orta Asya Türkleri, inşaatlarında sırlı tuğla şeklinde çini kullanmışlardır. Bu çinilerin Orta Asta’daki Kaşan şehrinde imal edildiğini XIII. yüzyılın meşhur Yakup Çelebi’si nakil ve kaydeder.
Kaşan şehrinde bulunmuş fırın artıkları, sanatçıların çinilerine imza etme alışkanlığı sayesinde, kulanılan üslup ve özellikleri tesbit etmeyi kolaylaştırmıştır. Bu durum, gösteriyor ki, çini ve seramikçilik Doğuda doğmuş ve Türklerin usta ellerinde harikalar yaratan bir sanat halini almıştır. Böylece çini ve seramikçilik, eski Türk sanatlarının en önemlilerinden birini teşkil etmiştir.
Türk kavimlerinden Karlukların, büyük bir kısmı göçebe olmalarına rağmen, kasaba ve köylerde yerleşmiş olanların sayıları da fazlaydı. Karlukların yerleşik halde yaşayanları, çini ve seramik atölyeleri işletmişlerdir. Tek renkli Karluk çini ve seramiklerinde insan ve hayvan figürlerine geniş yer verilmiştir. Karlukların yaptığı çinilerin en canlı örnekleri, IX. ve X. yüzyıllarda görülmüştür. Bu bölge daha sonra Samanoğullannın eline geçmesiyle çini ve seramik sanatında islâmi dekor benimsenmiştir.
Anadolu çini ve seramik sanatı; Samanoğlu, Abbasi, Karahan, Gazne, Fatimi ve özellikle Selçuklu çini ve seramik sanatından kaynaklanır. Bu devletler sayesinde çini ve seramikçilik yeni bir aşamaya ulaşır. Bu konuda bizi daha çok ilgilendiren Selçuklu çini ve seramikçiliği olmuştur. Çünkü, Orta Asya’dan gelen Selçuklular 1037 tarihinde de Suriye’yi ülkesine katmakla bu bölgelerde yeni bir Selçuklu Devleti stili geliştirilmiş. Anadolu Türk çini ve seramik sanatı da bu stilin bir dalı olarak kendini ortaya koymuştur.
Çini ve seramikçiliğin gelişmesinde, Selçuklu’ların önemli bir yeri vardır, imalattaki çeşitlilik, bu devirde kendini göstermiştir. Selçuklular çini mozaik imal etmişlerdir. Bunun yanında ayrıca, kitabeler ve pano bordürleri; üçgen, dörtgen ve kabartma çinilerle mezar kitabeleri yazmışlardır. Bu imalatta, siyah, beyaz, turkuvaz, koyu mavi renklerle yaldız çok kullanılmıştır.
Anadolu Türk çini ve seramik sanatının XI. yüzyıldan günümüze kadar uygulaması çok başarılı olmuştur. Anadolu Türklerinin İslamiyeti kabul etmelerinden sonra, islam sanatını benimseyerek çiniye uygulamışlardır. Böylece İslam sanatı içerisinde de dalga dalga büyüyerek geniş bir alana yayılmıştır. Selçuk sultanları, sanata çok önem vermişler ve koruyucu olmuşlardır. Merv, Nişabur, Herat, Rey ve İsfahan gibi şehirlerde, sanatta ve bilimde ün yapmış kişilerle el sanatçılarına saraylarında yer ve önem vermişlerdir. Selçuklular, önceleri kullanılan teknik ve bezemeleri XII-XIII. yüzyıllarda daha da mükemmelleştirmişlerdir.
Selçuklu ve Osmanlılarda çini ve seramik sanatının, bilhassa İslam Ülkelerinin tesiri altında kaldığını açık olarak görmekteyiz. Bunu tabii karşılamak gerekir. Ayrıca, diğer komşu ülkelerin çini ve seramik sanatından da farklılıklar taşıdığını söyleyebiliriz. Selçuklu ve Osmanlılar, çini ve seramikçilikte de diğer sanat kollarında olduğu gibi, kişisel olmayan bir sanat anlayışı içindedirler. Bilhassa çinicilik, dekoratif sanatlarının diğer kolları gibi, sanatçılarının ve çağının ortak damgasını taşımıştır. Selçuklu çini sanatı, geometrik desenlerde, çok cesur bir şekilde birbirlerine zıt renklerin ahengi içinde, soyut karakteri olan bir tarzda görülmüştür. Bu sanat anlayışının İstanbul’un fethine kadar devam ettiği düşünülebilir.
Selçuklular ve Osmanlılar, bir devlet anlayışı olarak, camii, medrese, saray, han ve hamam gibi dini ve sivil binalar yapmışlardır. Yapılan bu binaların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, Anadolu’da bilhassa çini yapmaya elverişli maddeler bulunan çeşitli şehirlerde, birçok çini ve seramik atölyeleri kurmuşlardır. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in sanata verdiği önem sayesinde, çini ve seramik konusunda sarayda birbirine zıt iki sanat okulu kurulmuştur. Bunlardan birisi yabancılardan İtalyan ustalarının kişisel sanat okulu, diğeri de Türk sanatçılarının milli tarz sanat okulu idi. Yavuz Sultan Selim de İran seferinden dönüşünde, birçok çini ve seramik ustaları getirmiştir. Bu ustalar arasında Abdürrezzak gibi çok ünlü olanları da vardı. Çini ve seramikçiliğin inceliklerini bilen bu ünlü ustalar, bu sanatı çok ileri bir seviyeye götürmüşlerdir.
Kurulan çini ve seramik atölyeleri, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde olmasına ve ulaşım güçlüklerine rağmen, aralarında iyi bir ilişkinin olduğu düşünülebilir. Çünkü, imal edilen mallar arasında kulanılan teknik, renk ve desen yönünden benzerlikler olduğu, yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Bu arada Osmanlı imparatorluğunun çok geniş sınırlara ulaştığı XVII-XVIII. yüzyıllarda, çinı ve seramikçiliğin sanatı, Anadolunun sınırları dışına taşarak Adalar, Balkanlar, Kuzey Afrika ve Suriye bölgelerine de yayılmıştır. Tarihi eserlerimiz incelendiğinde, imalatın iyi bir sanat anlayışı içersinde icra edildiği anlaşılır. Bunu, kulanılan hemen her türlü malzemenin kalitesi yanında, desenlerin zenginliği, renk ve fonlar arasındaki uyum, esaslı bir şekilde ortaya koymaktadır.
Çini tarihini geniş bir şekilde inceleyeceğimiz uzun yazı dizisi bir kitaptan alınmıştır. Kütüphanede bir derginin arkasına eklenmiş olarak bulduğum için yazarı veya basım yılı hakkında bilgi sahibi değilim.

Perşembe, 3. Aralık 2009
güzel olmuş ama işime yaramadı
Cuma, 4. Aralık 2009
Hayırdır neden işinize yaramadı?
Pazartesi, 11. Ocak 2010
güzel olmus ama su renklendirmeler neden
Pazartesi, 11. Ocak 2010
güzel olmus ama su renklendirmeler neden ayrıca benimde nedense isime yaramadı bana çini ve seramikleriyle ünlü ülkeler lzm
Perşembe, 14. Ocak 2010
Çini sanatı Türklere özgü zaten. Diğer seramik türlerinde de Çin başı çekiyor. http://www.ceramics-directory.com/ belki bu siteden yaklaşık olarak bi sonuca ulaşabilirsin.
Perşembe, 14. Ocak 2010
hangi renklendirmeler?
Salı, 30. Mart 2010
siz ne derseniz deyin bence güzel
Cuma, 2. Nisan 2010
teşekkürler