Çini ve seramik denilince ilk akla gelen kentlerden birisi Kütahya’dır. Kütahya’nın sembolü haline gelen çinicilik, kökü Frigler’e kadar uzanan seramik sanatı ile birlikte gelişmesini sürdürmüştür. Asıl Selçuklu devrinden Germiyanoğulları devrine geçiş tarihinden itibaren başlamıştır. Kütahya ve çevresindeki topraklarda çini ve seramik yapımında kullanılan hammaddenin bolluğu, kentin adının çiniyle birlikte anılmasına neden olmaktadır.
Çiniden başka seramikten yapılma kâse, fincan, tabak, gülabdan, askı topu, testi, limon sıkacağı, şişe, ibrik, şekerlik, matara, vazo ve biblolar da Kütahya’da tarih boyunca yaratılan eserlerdir. 14. yüzyılın sonlarına doğru kırmızı hamurlu malzeme ile ortaya çıkan, motif ve renk açısından da İznik çinilerine benzerliğiyle dikkat çeken ilk Kütahya çinilerinin karakteristik özelliği kobalt mavisi, manganez moru, firuze ve siyah renklerin kullanılmış olmasıdır. İznik çinilerine göre daha koyu tonda renklerin kullanıldığı bu eserler, Selçuklu çinilerine yakındır.
Kütahya çinilerinde mavi ve beyaz renklere çokça rastlanması 15. yüzyıl ortalarına rastlar. 17.yüzyılda İznik çiniciliğinin bitmesi ile bu sanat Kütahya’da daha çok görülmeye başlanmıştır. Bu yüzyılda Kütahya çiniciliği hakkında kendisi de Kütahyalı olan Evliya Çelebi şöyle demiştir: “ Kase ve fincanı ve günagün (türlü türlü) maşraba ve güzeleri (çömlekleri) ve çanak ve tabakları bir diyara mahsus değildir (benzeri görülmemiştir).” Evliya Çelebi 1671 yılında Kütahya’da 34 adet çini atölyesi olduğunu belirtmiştir.
18. yüzyılın ikinci yarısında doğru renk, motif ve şekil bakımından Kütahya çinilerinin kalitesinde bir bozulma başlamış, bu kötü gidiş İkinci Dünya Savaşı sırasında çinilere duyulan ihtiyaca kadar devam etmiştir. Savaş sırasında ise Kütahya çiniciliği tekrar canlanmış ve bugüne kadar gelişimini sürdürmüştür.

Pazartesi, 17. Mayıs 2010
çok fazla bilgi yok beğenmedim ödevim için pek fazla yararlanamadım