Çini Mağazası

Archive for the Category » kütahya çinileri «

Salı, Aralık 08th, 2009 | Yazar: admin

XX. yüzyılın başlarında Kütahya çini ve seramikçiliğinde bir canlılık görülür. Eski desen ve motiflerden yararlanılmaya çalışılmıştır. Hemen hemen renk ve teknik bakımından eski canlılık görülmeye başlar. Bu dönemde yapılan çinilerin kullanım yerlerine örnek olarak, II. Abdülhamit zamanında tamir edilen Bursa Ulu Camii Çeşmesi ile 1907 yılında Kütahya Valisi olan Giritli Fuat Paşa tarafından kagir olarak yaptırılan Hükümet Binasının cephesini ve içerisindeki küçük mescidi süsleyen çiniler gösterilebilir.

1920 senelerine doğru çini ve seramik sanatında tekrar bir gerileme başlar. Hafız Emin Efendi ve Hacı Minasyan Efendiye ait olan iki atölye kapanmıştır. Kütahya çini ve seramikçiliğinin gerilemesine, Kütahya Valisi Fuat Paşa’nın Bursa Vali yardımcısı Bahattin Bey’e gönderdiği raporda da yer aldığı üzere şu nedenler sayılabilir. devamı…

  • Share/Bookmark
Salı, Aralık 01st, 2009 | Yazar: admin

XVIII. yüzyıl sonları ile XIX. yüzyılın başlarındaki durgunluk döneminden sonra, Kütahya’da çini ve seramikçilik imalatı yeniden canlanma dönemine girmiştir. Bu dönemde imal edilen çinilerde eski İznik çinilerinin motiflerine geniş yer verilmiştir.

Kudüs’teki Satnt Jaque le Majör Kilisesi’nden alınmış olan ve bugün Sevr Müzesinde bulunan çiniler 1838 veya 1843 tarihi ile Kütahya ismini taşımaktadır. Bu durum, Kütahya’daki atölyelerde imal edilen çinilerin kalitesini ve sanat değerini açıkça ortaya koymaktadır. devamı…

  • Share/Bookmark
Cuma, Kasım 06th, 2009 | Yazar: admin

XVIII. yüzyılın başında İznik çini ve seramik atölyelerinin faaliyeti tamamen durmuştu. Bunun üzerine istanbul’un çini ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla III. Ahmet zamanında, Damat İbrahim Paşa çini ve seramik sanatını yeniden canlandırmaya başlamıştır. 1725-1730 yıllarında Tekfur ve Beykoz Saraylarında çini ve seramik atölyeleri kurdurmuştur. Bu atölyelerde çalıştırılmak üzere İznik’ten ustalar getirilmiştir. Bu dönemde yapılan çiniler geçmişte yapılan çinilere oranla daha kalitesizdir. Boyaları akmıştır. Zeminler kirlidir. Çinilerde çivit mavisi, kiremit kırmızısı, sarı ve yeşil renkler kullanılmıştır. Lale, çiçek ve bulut desenleri işlenmiştir. Bu çiniler, 1734 yılında yapılmış olan Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nde kullanılmıştır. Atölyeler bir süre sonra faaliyetlerini durdurmuşlardır. Bunun üzerine İstanbul’a ihtiyaç duyulan çiniler için 1719 yılında III. Ahmet Kütüphanesi yapıldığı zaman Boğaz içindeki Kara Mustafa Yalısından, 1733 tarihinde de Edirne Sarayından sökülüp getirilmiştir. Buna ilaveten, Viyana ve İtalya’dan da çiniler getirilerek ihtiyaç karşılanmaya çalışılmıştır.

Kütahya’daki çini ve seramik atölyeleri, İznik atlyelerinin faaliyetlerinin durmasıyla yeni bir hız kazanmıştır. Kütahya çini ve seramik ustaları sert ve beyaz hamura sıraltı tekniğini uygulamışlardır. Değişik üslûpla serbest fırça kulanarak orjinal eserler meydana getirmişlerdir. Bu dönemde Kütahya’da yapılan çini ve seramiklere fincan, kâse, hokka, matara, ibrik, kandil, sürahi ve tabak gibi mamuller örnek olarak gösterilebilir. Bu mamuller, klasik çini ve seramiklerden kısmen ayrılarak mahalli bir sanat karakteri taşır. devamı…

  • Share/Bookmark
Salı, Kasım 03rd, 2009 | Yazar: admin

XVII. yüzyılda İznik çini ve seramikçiliği yavaş yavaş gerilemeye başlamıştır. Hammadde darlığının alabildiğine şiddetlendiği görülür. Çini ve seramik ustaları arasında çeşitli anlaşmazlıklar ve itilaf başlar. Bu durum gösteriyor ki, orta çağ ahlakının önemle üzerinde durduğu işbirliği ve iş ahengi fikri hemen hemen tamamıyle unutulmuş bulunmaktadır. Ustalık ve maharet yerine kavga ve çekişmeler başlamıştır. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde 1648 tarihinde İznik’te 9 atölyenin bulunduğunu yazmaktadır. Bu durumlar açıkça gösteriyor ki İznik’te üretim son derece düşmüştür. Bu arada 1607 tarihli bir fermanda da İznik’teki ustabaşına (kâşici başına), saraya ait çinilerin tamamlanabilmesi için gerekli hammaddelerin eskiden olduğu gibi Kütahya’da fincan işleyen ustalardan parası ile alınması emrolunduğu bildirilmektedir.

1607 tarihli fermandan anlaşıldığı üzere, Kütahya çinileri İznik çinilerine oranla ikinci planda yer almıştır. Ancak, daha sonraki yıllarda büyük aşamalar yapmıştır. Hatta yukarıda da bahsedildiği üzere, İznik atelyelerine hammadde göndermiştir. 1670-71 yıllarında Kütahya’yı ziyaret eden Evliya Çelebi, Kütahya’nın 34 mahallesi olduğunu, bunlar arasında bir de çini ve seramikçilikle uğraşan müslüman olmayanların (keferelerin) mahalesinin bulunduğunu kaydeder. Ayrıca Kütahya’da çini esnafının da bulunduğu, bunların 100 kadar dükkanı olduğu, bu dükkanlarda 300 kadar da işçinin (neferin) çalıştığını ve esnafların başına Abdülgaffar Medeni isminde bir de pirleri olduğu bahsolunmaktadır. Bu esnafların müslüman yada gayri müslüman oldukları konusunda bilgi edinilmemiştir. Ancak, İznik ve İstanbul’daki çini ve seramik ustaları arasında, hırıstiyan ve müslüman olmuş Hıristiyanların bulunduğu kabul olunabilir. devamı…

  • Share/Bookmark
Salı, Ekim 27th, 2009 | Yazar: admin

XVI. yüzyılın ilk yarısında, bilhassa İstanbul’da kulanılan sırlı ve renkli çiniler, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’den getirttiği çini ustaları tarafından yapılmıştır. 1525 tarihinde tanzim olunan Saray Ehli Hirefi listesinde, Tebriz’li Halip adlı bir çini ustasından (Kâşiciden) bahsetmesi çini ustalarının İstanbul’a yerleştirildiği fikrini ortaya koymuştur.
İznik çini ve seramik ustaları bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardı. Bir sipariş alındığı zaman ustabaşı (kâşicibaşı) ustalarını toplayarak iş bölümü yaparlardı. Bu sayede siparişlerin zamanında yetişmesi sağlanırdı. Böyle bir örgütlü çalışma, imalatta kulanılacak boya ve diğer hammadde gibi ihtiyaçların ustabaşı tarafından tedarik edildiği fikrini uyandırmaktadır.

Bu devirde iznik’te 250 adet çini ve seramik atölyesinin, saraydan gelen siparişler için çalıştığı, arşivde bulunan kayıtlardan anlaşılmıştır. “Tahsin Bey’in Topkapı Sarayında bulunduğu sanat işçileri ile ilgili 1536 dan kalma bir vesikada; 41′i ressam ve dekoratör olan 580 işçiden bahsedilmektedir. Bu ressam ve dekoratörler, yeni çeşit çinilerin taslaklarını çizerlemiş”. 1570 tarihli bir fermanda da çinilerin İznik’e gönderilen örneklere göre yapılması emredilmektedir. Mimar Sinan yönetiminde 50 kadar nakışçı (nakkaş) bulunuyordu. Bunlar desen ve motifleri çizerlerdi. Ayrıca 12 kişilik de çini ustası ekibi bulunuyordu. Bu çini ustaları da desenleri belirlerdi. Tesbit edilen esaslar dahilinde çiniler iznik ve Kütahya’da bulunan atölyelerde hazırlanıyordu. Ancak, atelyeler tarafından önce numuneler hazırlanır, sarayda bu numunelerin uygun görülmesi halinde imalata geçirildi. İznik’in istanbul’a yakın olması bir yandan etkin denetimi kolaylaştırırken, diğer yandan da ulaşım kolaylığı sağlıyordu. Kütahya ise bu yönden ikinci planda kalıyordu. devamı…

  • Share/Bookmark
Pazar, Ekim 25th, 2009 | Yazar: admin

Osmanlı devrinde başkentin Bursa’ya geçmesiyle, Konya, çini ve seramik üretim merkezi olmaktan çıkarak yerine İznik’e bırakmıştır. İznik çini ve seramikleri, bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardır. Bu teşkilatın idaresi, “Kâşici Başı” denilen bir ustabaşı tarafından yürütülerek, sipariş alınınca ustabaşı gerekli işbölümünü yapıp işin zamanında tamamlanmasını sağlarmış. XV. yüzyıldan itibaren İznik ana merkez olarak dikkati çekmiştir. İznik çini ve seramikçiliğinde ilk önemli aşama, 1420 yılında yapımı tamamlanan Bursa Yeşil Camii külliyesinin çini kaplamalarında görülür. Burada kullanılan çinilerde, çok eski bir tekniğin uygulanmasıyla “Rumi” stil, “Hatai” sitile dönüşmüştür. Kullanılan kırmızı gözenekli hamurların, iri beyaz taneli kabaca öğütülmüş kuvars ve demir oksitli bağlama kili ile yapılmış olduğu anlaşılır. Edirne’deki mimari eserlerde kullanılan çinilerin hamurları, açık ve boz renkli oluşları, İznik çini ve seramik atelyelerinde demir oksitli bağlama kilinin kullanılma süresinin çok kısa olduğunu ortaya koymuştur.

Osmanlı çini ve seramik sanatı, İstanbul’un fethinden önce genellikle XIII ve XIV. yüzyıl geleneğini devam ettirmiştir. Ancak, Osmanlı çini ve seramikçiliğinin ilk devresinde çini mozaik şeklinde görülen tek renkli mavi ve firuze renkli çiniler, bir çok ana özelliğin ortadan kaybolmasıyla sona ermiştir. Ayrıca, gelişmiş bir sıraltı tekniği ile de, Doğu çini ve seramik geleneğini uygulamadan uzaklaştırmıştır. devamı…

  • Share/Bookmark
Cuma, Şubat 13th, 2009 | Yazar: admin

Gök Medrese ve ÇiniSivas’ta bulunan diğer bir mimari eser de kitabesinde 1271 yılında Sahip Ata tarafından yapıldığı ve mimarının Konyalı Kaluyan olduğu yazılı olan Gök Medrese’dir.Selçuklu çini sanatının 13. yüzyılın sonuna doğru vardığı noktayı gösteren Gök Medrese, taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı bu adı almıştır.

Taç kapısı, günümüz de dahil en güzel mermer işçiliği örneklerinden biridir. İki yanında yükselen sırlı tuğla ve mavi çini işçilikli  minareler taç kapının güzelliğini tamamlamaktadır. Cephenin solunda üç dilimli kemeri, iki satırlık kitabesi ve üç yönü dolaşan geometrik bordürüyle çeşmesi cepheyi daha hareketlendirmiştir. Taç kapının üst iki köşesinde iç içe girmiş hayvan başları doldurmaktadır. Bu hayvan başları, Türkler’in eskiden kullandığı hayvan takvimini ve astrolojiyi anlatmaktadır.

Minare kaidelerinden aşağı doğru inen mermer yüzeyde büyük boyutlarda geometrik, yazı ve bitkisel motifler simetrik durumda ve plastik görünümünde yapılmıştır. devamı…

  • Share/Bookmark
Pazartesi, Kasım 17th, 2008 | Yazar: admin

Çiniciliğin günümüzdeki merkezi olan Kütahya’da üretilen çiniler tarihte olduğu kadar günümüzde de mimari yapılara güzellik katmaktadır. Dış veya iç kaplamasında Kütahya Çinileri kullanılan yapılar, Mukaddes GÜNDÜZ*’ün araştırmalarıyla aşağıda sıralanmıştır.

 

İSTANBUL: Rüstem Paşa Cami, Sultan Ahmet Cami, Üsküdar Çinili Cami, III. Ahmet’in kızı Fatma Sultan Sarayı, Yeni Valide Cami, Tophane Kirkor Lusavoriç Kilisesi,Hubyer Mescidi, Sultan V. Mehmet Reşat Türbesi, Üsküdar Mecit Efendi Kasrı, Büyük Postane Binası, Seyri-seyayin Binası, Beylerbeyi Cami, Mirzade Cami, Kandilli Cami, Azapkapı Cami, Hekimoğlu Ali Paşa Cami, Topkapı – Harem  bölümü, III. Murad dairesi, Altınyol ve Sünnet odası, Ayasofya I. Mahmut Kütüphanesi, Şirketi Hayriye Binaları, Kadıköy-Bostancı-Beşiktaş-Haydarpaşa-Büyükada iskeleleri, Çapa öğretmen okulu, Harbiye Çinili Hamam.

ANKARA : Hacı Bayram Cami,Kocatepe Cami, Bahçelievler Cami, İç Cebeci Cami, Maltepe Cami, Surp Astvazasin Kilisesi .

devamı…

  • Share/Bookmark
Cumartesi, Ekim 11th, 2008 | Yazar: admin

Çini denince akla gelen ilk ürünlerden biri de vazodur. Bu sebeple vazo şekilleri, çini formları arasında önemli bir yer tutar.

Bazı çiniciler,vazo yapımında hammadde olarak çiniye çok yakın olan seramik türünü tercih eder. Ama seramik altyapı kullanıldığında,renkler çinide olduğu gibi canlı görünmez. Seramik altyapı kullanıldığında vazolarda kalıp tercih edilir. Ama çini vazolar genellikle çark usuluyle yapılır.

Çark ustalarının belki de en çok yaptığı ürünlerdir vazolar. Çarkın sağladığı esneklik sayesinde birçok vazo modeli ortaya çıkmıştır. Bazıları bütün çevrelerce rağbet görmüş, bazıları da sadece belli vitrinlerde yer bulmuştur. devamı…

  • Share/Bookmark
Perşembe, Ekim 09th, 2008 | Yazar: admin

Çini ürünler denilince ilk akla gelenler, duvara asılan veya masada duran tabaklar ve vazolardır. Tabaklar çok rağbet gördüğü için en çok çalışılan ürünlerdir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi bir formda seri üretime geçilirse, bunu kalıpla yapmak daha mantıklı ve ucuz olur. Tabaklarda da bu durum gözlenebilmektedir. Şu an çarkla tabak yapan usta yoktur. Zaten maliyetiyle başa çıkabilmesi de mümkün değildir. Çünkü çarkta böyle bir işin yapılması durumunda yaklaşık 4-5 ytl fiyat verilir. Ama kalıp tabakların bisküvilerinin satış fiyatı 90 YKr ye kadar düşmüştür. Bu şartlar altında da çarkın kalıpla yarışabilmesi mümkün değildir. devamı…

  • Share/Bookmark

Çini

Alexa