XVI. yüzyılın ilk yarısında, bilhassa İstanbul’da kulanılan sırlı ve renkli çiniler, Yavuz Sultan Selim’in Tebriz’den getirttiği çini ustaları tarafından yapılmıştır. 1525 tarihinde tanzim olunan Saray Ehli Hirefi listesinde, Tebriz’li Halip adlı bir çini ustasından (Kâşiciden) bahsetmesi çini ustalarının İstanbul’a yerleştirildiği fikrini ortaya koymuştur.
İznik çini ve seramik ustaları bir lonca şeklinde teşkilatlanmışlardı. Bir sipariş alındığı zaman ustabaşı (kâşicibaşı) ustalarını toplayarak iş bölümü yaparlardı. Bu sayede siparişlerin zamanında yetişmesi sağlanırdı. Böyle bir örgütlü çalışma, imalatta kulanılacak boya ve diğer hammadde gibi ihtiyaçların ustabaşı tarafından tedarik edildiği fikrini uyandırmaktadır.
Bu devirde iznik’te 250 adet çini ve seramik atölyesinin, saraydan gelen siparişler için çalıştığı, arşivde bulunan kayıtlardan anlaşılmıştır. “Tahsin Bey’in Topkapı Sarayında bulunduğu sanat işçileri ile ilgili 1536 dan kalma bir vesikada; 41′i ressam ve dekoratör olan 580 işçiden bahsedilmektedir. Bu ressam ve dekoratörler, yeni çeşit çinilerin taslaklarını çizerlemiş”. 1570 tarihli bir fermanda da çinilerin İznik’e gönderilen örneklere göre yapılması emredilmektedir. Mimar Sinan yönetiminde 50 kadar nakışçı (nakkaş) bulunuyordu. Bunlar desen ve motifleri çizerlerdi. Ayrıca 12 kişilik de çini ustası ekibi bulunuyordu. Bu çini ustaları da desenleri belirlerdi. Tesbit edilen esaslar dahilinde çiniler iznik ve Kütahya’da bulunan atölyelerde hazırlanıyordu. Ancak, atelyeler tarafından önce numuneler hazırlanır, sarayda bu numunelerin uygun görülmesi halinde imalata geçirildi. İznik’in istanbul’a yakın olması bir yandan etkin denetimi kolaylaştırırken, diğer yandan da ulaşım kolaylığı sağlıyordu. Kütahya ise bu yönden ikinci planda kalıyordu. devamı…

Bursa’nın simgesi haline gelen Osmanlı Dönemi’ne ait bu önemli eser, 1419-1420’de Çelebi Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Bursa’nın Yeşil semtindeki Çelebi Sultan Mehmet Camisi olarak da bilinen eser; cami, türbe, medrese, imaret ve bunlara 1485 yılında eklenen hamamdan meydana gelmiştir. Yapı topluluğunun mimarı dönemin tanınmış kişilerinden Hacı İvaz Paşa’dır. Ayrıca nakkaşlığını İlyas Ali oğlu Ali, ahşap işlerini Tebrizli Ahmet oğlu Hacı Ali, çini işlerini de Mehmet Mecnun yapmıştır.
Sultan İzzeddin Keykavus döneminde Konya emiri Celalettin Karatay tarafından (649, H.) 1251′de yaptırılmıştır. Dönemin en büyük medresesidir.Mimarı bilinmeyen medrese, Osmanlı döneminde de kullanılmış ve 1800lü yılların sonlarına doğru terk edilmiştir. Medrese Konya’nın Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarı’nda Aladdin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır.
Sırçalı Medrese, 1242 yılında Selçuklu sultanlarından Gıyâseddîn Keyhüsrev’in emriyle Bedreddin Muhlis tarafından Fıkıh ilmi okutturulmak için yaptırılmıştır. Selçuklu devrinin en güzel çini sanatı örneklerini bünyesinde barındırır. Konya’nın Meram İlçesi, Gazialemşah Mahallesi’ndeki medresenin mîmarı, ana eyvan kemerinin sağ tarafında bulunan bir kitâbeye göre Tuslu Mehmed Efendidir.
Konya’nın Anadolu Selçuklu devrindeki en büyük ve en eski camii olan Alaeddin Camii’nin yapımı üç hükümdar dönemi sürmüştür. Alaeddin Tepesi diye adlandırılan tepeye yapılmak istenen caminin inşaatına Selçuklu Sultanı I.Rükneddin Mesud’un son zamanlarında başlanılmış. Camiyi bitirmek I. Ruknettin’e nasip olmamış. Daha sonra Sultan I.Kılıçaslan (1156- 1192) kendi devrinde inşaata planı biraz daha büyüterek devam etmiş. Ama o da bitirememiş. En son olarak da I. Kılıçaslan’ın kardeşi Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından 1221 yılında tamamlanarak hizmete açılmıştır. Tamamlayan hükümdara nisbetle de Alaeddin Camii adını almıştır.
Malatya’nın Battal Gazi ilçesinde yer alan Cami-i Kebir olarak da bilinen yapı,ilk önce VII. Yüzyılda Araplar tarafından yaptırılmış, daha sonra yıkılarak yedinen yapılmıştır.
Sivas’ta bulunan diğer bir mimari eser de kitabesinde 1271 yılında Sahip Ata tarafından yapıldığı ve mimarının Konyalı Kaluyan olduğu yazılı olan Gök Medrese’dir.Selçuklu çini sanatının 13. yüzyılın sonuna doğru vardığı noktayı gösteren Gök Medrese, taç kapı üzerinde yükselen tuğla örgülü iki minaresindeki mavi çinilerden dolayı bu adı almıştır.
Selçuklu dönemi çini sanatının nadide örneklerinin bulunduğu Selçuklu sultanı I. İzzeddin Keykavus’a ait olan türbe, Sivas’taki kendi yaptırdığı Şifahiye Medresesi’nin girişinde sağ kısmında yer almaktadır.
ve kompozisyon da çini sanatında yerini almaya başlanmıştır.