Çini ve seramik sanatı. Orta Asya Türklerinden beri devam edip gelmektedir. Hunlar, Uygurlar. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk devletleri, çini ve seramik sanatını devam ettirmişlerdir. Bu sanat Selçuklular tarafından Anodolu’ya getirilmiştir. Çini, Selçuklulara kadar daha çok kitabelerde ve binalarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde ise, bu kullanım yerlerine ek olarak lahit kaplamalarında da kullanıldığı görülmüştür. Türk devletleri, birbirleriyle zaman zaman savaşmalarına, aralarındaki din ayrılığına, bölge ve üslûp farklılıklarına rağmen sanat anlayışlarında hep aynı geleneği devam ettirmişlerdir. Bunu Mengüçler, Selçuklular, Ertanoğuları, Germiyanoğuları, Karamanoğuları, ve Ramazanoğullarına alt mimari eserlerin süslemelerinde ve türbelerdeki lahit kaplamalarında kullanılan çinilerin teknik ve desen yönünden birlik ve benzerlikler göstermesi açıkça ortaya koymuştur.
Selçuklular devri çini ve seramikleri, çeşitli yönlerden bir kaç grupta incelenebilir. Teknik yönden desenler, kazma, oyma ve renkli boyamalar şeklinde işlenmiştir. Yapım yönünden ise, söz konusu çini ve seramiklerin bir kısmı saray çevrelerine ait atölyelerde, bir kısmı da halka ait atölyelerde yapılmışlardır.
Anadolu’da çini ve seramikçiliğin İlk önemli merkezi Konya olmuştur. Konya ve çevresindeki eserlerde Selçuklu devirlerine alt çeşitli örnekleri görmekteyiz. Beyşehir’deki Kububat (Kubad-ı Abad) Sarayı kazıları sırasında, bilhassa sarayda kullanılan çini ve seramiklerin yapımı
için, çini fırınlarının kurulduğuna dair bulgular ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Akşehir müzesinde bulunan çini ve seramik fırınlarında kullanılan bir silindir tuğla, burada da çini imal edildiği fikrini ortaya koymaktadır. Çinili eserleri sayıca az olan Kayseri’de de Selçuklular devrinde çini ve seramik imal edildiği anlaşılmıştır. Ayrıca, Halûk ve Beyhan Karamağaralı, Ahlat kazılarında da çini ve seramik fırınları ile ilgili olarak parçalar bulmuştur. Geniş bir alana yayılan çini ve seramik imalinde, tarih farkının doğurduğu gelişmenin dışında, büyük yenilik ve stil ayrılıklarının bulunmadığı görülür. Bu durum Selçuklu çini ve seramik stilini ortaya koyması yanında, atölyelerin de bir veya iki ana merkezden yönetilmiş olabileceği fikrini teyit etmiştir. Özellikle Kubad-ı Abad, Antalya, Alanya ve Akşehir Saraylarında bulunan çinilerin teknik, desen, renk ve stil bakımından birbirlerinden zor ayırdedilebilecek kadar çok benzemektedirler. Bu benzerliklerden dolayı çini ve seramiklerin aynı atölyelerde veya gezici ustalar tarafından değişik atölyelerde yapılmış olabileceği düşüncesini ortaya koymaktadır.
Çini ve seramik sanatı. Orta Asya Türklerinden beri devam edip gelmektedir. Hunlar, Uygurlar. Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk devletleri, çini ve seramik sanatını devam ettirmişlerdir. Bu sanat Selçuklular tarafından Anodolu’ya getirilmiştir. Çini, Selçuklulara kadar daha çok kitabelerde ve binalarda yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Selçuklular döneminde ise, bu kullanım yerlerine ek olarak lahit kaplamalarında da kullanıldığı görülmüştür. Türk devletleri, birbirleriyle zaman zaman savaşmalarına, aralarındaki din ayrılığına, bölge ve üslûp farklılıklarına rağmen sanat anlayışlarında hep aynı geleneği devam ettirmişlerdir. Bunu Mengüçler, Selçuklular, Ertanoğuları, Germiyanoğuları, Karamanoğuları, ve Ramazanoğullarına alt mimari eserlerin süslemelerinde ve türbelerdeki lahit kaplamalarında kullanılan çinilerin teknik ve desen yönünden birlik ve benzerlikler göstermesi açıkça ortaya koymuştur.
Selçuklular devri çini ve seramikleri, çeşitli yönlerden bir kaç grupta incelenebilir. Teknik yönden desenler, kazma, oyma ve renkli boyamalar şeklinde işlenmiştir. Yapım yönünden ise, söz konusu çini ve seramiklerin bir kısmı saray çevrelerine ait atölyelerde, bir kısmı da halka ait atölyelerde yapılmışlardır. devamı…